Bir toplumun koymuş olduğu kuralların uygulanmasını sağlamak amacıyla oluşturulan ilk sosyal kurum ailedir. Aile bir toplumun en önemli sosyal kurumudur. Kırklareli’deki ailelerin yapısına baktığımızda çekirdek aile daha yaygındır.


Aile toplumda birçok fonksiyonu üstlenmiştir. Aile bu fonksiyonları yerine getirirken bir yandan topluma hizmet eder. Öte yandan aile bireylerine mutluluk verir. Aile üyelerini öncelikle kendileri ile ve toplum ile barışık bireyler haline getirir. Bireylerini toplumda statü kazanacak, verilen rolleri yerine getirecek bir yapıya dönüştürür. Bireylerinin toplumun kurallarına uymasını sağlar. Aile kurumu toplum ile birey arasındaki bağı kurma, devam ettirme, neslin devamını sağlama, bireyin sosyalleşme sürecini tamamlama görevini yerine getirmektedir.

Bir toplumun en küçük birimi yapı taşı olarak bilinen aile, çeşitli yazarlar tarafından değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Söz konusu bu tanımların her biri aileyi bir yönü ile tanımlamakta ancak bazı diğer yönlerini anlatmakta yetersiz kalmaktadır. Ancak ailenin çok fazla önemli özelliği olduğu için bir özelliği öne çıkaran birçok tanım olmasına rağmen ailenin kapsamlı bir tanımını yapabilmek mümkün olamamıştır. Aşağıda çeşitli yazarlar tarafından aileye ilişkin olarak yapılan tanımlardan bir kısmı sunulmuştur.


En yaygın tanımı ile aile “aralarında gerçek uzlaşma ve akrabalık bağı olan ve bütün sosyal ilişkileri bir soy etrafında olan zümrelerdir”. Aileyi “genellikle karı-koca ve çocukların oluşturdukları, biyolojik, psikolojik, ekonomik ve toplumsal görevleri olan sosyal bir kurumdur” şeklinde de tanımlamak mümkündür. Mac Iwer ve Page, aileyi “seks ilişkilerine dayalı, çocuk sahibi olma ve bu çocukları yetiştirme özellikleri gösteren gruptur”; Winch ise “kuşak ilişkilerine göre ana-baba ve çocuklardan oluşan gruptur” şeklinde tanımlamaktadırlar. Nimkoff’a göre ise aile “karı-koca ve çocuklardan ya da sadece karı-kocadan kurulu az veya çok devamlılık gösteren bir birliktir. Fındıkoğlu ise aileyi sosyal bir kurum olarak kabul etmekte ve “sadece duyguların mahsulü olmayıp onların da içine girdiği, daha karışık ve çözülmesi zor bir adetler ve kurallar toplamıdır” şeklinde tanımlamaktadır.


Aile, gerek birey ve gerekse toplum açısından en temel öğedir. Aile birey ve toplum arasında köprü görevi üstlenir. Birey ve toplum arasında iletişim kuracak birey ve toplumu karşılıklı olarak birbirine bağlayacak aileden başka bir kurum bugüne kadar bulunamamıştır. Aile, bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal gelişim, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma, sağlıklı zekâ gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçların karşılandığı birincil ortamdır.


Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı, psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler, bireyin kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını, kimlik kazanmasını, kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma uyum sürecini olanaklı hale getirir.


İdeal ailede her durumda, evde rol dağılımı ve yetkiler ortaktır. Kurallara sonuna kadar bağlı kalınır, ortak kararlarda ortak söz sahibi olunur ve eşler birbirlerinin hak ve hukuklarına son derecede saygılı davranırlar. Ailenin sorumluluğunu ortak taşıyan kişiler yani anne ve baba, çocuklar ve evdeki diğer bireyler ile her yönden yakından ilgilenirler. Ailede yaşayan kişiler aile ortamında kendilerini huzurlu hissederler, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde yerleşmiş bir aile yapısı vardır ve bu tamamen fonksiyonel bir aile yapısıdır.


Fonksiyonlarını yerine getirme durumuna göre sorunlu olabilecek aile tiplerine bazı örnekler verilebilir:


Babanın çalıştığı, ancak evin yönetiminde daha çok annenin söz ve kurallarının geçerli olduğu, çocuklarının bakımının tamamen anne üzerinde olduğu, babanın çoğu zaman çocukları ile mesafeli olduğu aile,

Anne ve babanın deneyimsiz olduğu, evliliğin genç yaşta yapıldığı, istemeyerek çocuk sahibi olunduğu, çocuk yapma ve çocuğun eğitimi konusunda eşlerin anlaşamadıkları ve çeşitli nedenler ile sürekli anlaşmazlık içinde bulundukları aile,

Anne ve babanın daha çok kendi işleri ile meşgul oldukları, çocuk küçükse bakımının bütünüyle büyük anne, büyük baba veya dadıya, çocuk büyükse kendi haline bırakıldığı, yetmezmiş gibi çocuktan sürekli düzenli ve disiplinli olmanın istendiği aile,

Daha çok atadan gelen geleneklere bağlı olan, çocuk eğitimi ve önemi konusunda çok fazla bilgili olmayan aile,

Kırsal bölgelerden kente göç eden, sosyal, ekonomik ve uyum açısından bazı problemler ile karşılaşan aile,

Ekonomik olarak kendi kendine yetemeyen, ekonomik açığını büyüklerden yardım alarak kapatmaya çalışan aile,

Eşlerden birinin ya da her ikisinin kumar, içki vs. gibi kötü alışkanlıklara sahip olduğu aile