Kırklareli’de belli belirsiz olan fırsat eşitliği çizgisi ne yazık ki bazı alanlarda çok görünür. Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliğini olumsuz yönde etkileyen etkenler kısaca coğrafi, toplumsal, politik ve ekonomik olarak tasnif edilebilir.

Coğrafi etken Türkiye’de bölgeler arasında ortaya çıkan eşitsizliklerle ilgilidir. Buna göre kırsal ve kentsel alandaki eğitim imkanları farklılaştığı gibi bölge birimleri arasında da farklılaşma ortaya çıkabilmektedir. Örneğin az haneli bir köyde yaşadığı için okula servisle ve uzun sürede gitmek zorunda kalan bir öğrenci ulaşım düzeyinde eşitsizliğe maruz kalmaktadır. Ya da büyükşehirde kalabalık bir semtte ikamet eden öğrenci kalabalık bir sınıfta eğitim alacağı için fırsat eşitliğine sahip olamayacaktır.

Cinsiyet, ırk, din ve dil ayrımı, nüfusun nicel ve nitel özellikleri eğitimde fırsat eşitliğini etkileyen toplumsal etkenler olarak Türkiye’de farklı düzeylerde etkili olabilmektedir. Yine yeterli sayı ve kalitede öğretmenin bulunmayışı da fırsat eşitliğini olumsuz yönde etkileyen toplumsal etkenler arasındadır.

Politik etken eğitimde fırsat eşitliğinde önemli bir belirleyendir. Türkiye eğitimde fırsat eşitliği sosyal politika olarak uygulanma kararlılığındadır. Ancak ekonomik etkenler bu kapsamda en önemli etkenler olarak öne çıkmaktadır. Devletin ekonomik gücü gerek kitle eğitimi bağlamında tüm yurtta eğitimi organize etmek için gerekse bilimsel ve teknolojik üretim için gerekli üst düzey eğitim yatırımlarını gerçekleştirmek için belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda siyasi ve toplumsal irade olsa bile ekonomik gücün yetersizliği eğitim yatırımlarının ve eğitimde fırsat eşitliği politikalarını belirleyici olabilmektedir.

Yine ailenin ekonomik gücü de eğitimde fırsat eşitliğini etkileyen önemli etkenlerdendir. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere Türkiye’de en üst gelir grubu gelirinin %63,7’sini eğitim hizmetlerine ayırırken alt gelir grubu sadece %2’sini harcamaktadır. Ancak yukarıda görüldüğü üzere eğitim alanında kamu harcamaları dünya ortalamalarına yakındır. Diğer taraftan bu toplam miktarın bölgesel dağılımında eğitimde fırsat eşitliğine zarar veren sorunlar mevcuttur.

Modern eğitimin en önemli amaçsal çerçevesi ekonomi alanına ilişkindir. Bireylerin meslek edinmesi, ülke kalkınması, vb. hususlar eğitimle ilişkili olarak ele alınır. Ekonomik büyümeyi amaçlayan ülkeler, eğitim programlarını bu çerçevede hazırlarlar. Klasik ekonomi kuramları ekonomik büyümeyi en fazla işgücü ve sermaye ile açıklıyorlardı. Ancak özellikle 1950’li yıllardan sonra endüstriyel üretim biçimlerinde meydana gelen değişimin de etkisiyle emek gücünün üreticilik niteliğinin geliştirilmesi için eğitim üzerinde durulmaya başlandı.

Daha önce eğitim masrafları salt tüketim harcaması olarak görülürken bundan sonra ekonomik yatırımın parçası olarak kabul edilmeye başlandı. Eğitim ekonomik büyüme sürecinin en önemli girdilerinden biri olarak kabul gördü. Bu gelişmelerin sonucu olarak “Eğitim Ekonomisi” olarak isimlendirilen özel bir araştırma alanı ortaya çıktı. Eğitim Ekonomisi toplumsal yapı, ekonomik değişme ve bireyin bilgi-becerisi arasındaki ilişkilere yoğunlaşmaktadır.

Diğer taraftan son yıllarda eğitim harcamalarının üretimde bir artış sağlayıp sağlamadığına dair sorular soran önemli araştırmalar yapılmaktadır. Bu soruların çoğu, eğitimin kazancı artırma ve gelir dağılımını sağlama işlevini sorgulamaktadır. Bu sorgulamalar, kamu harcamalarından eğitime ayrılan büyük miktarına da yönelmiştir.

Aileleri çocuklarının eğitimine yatırım yapmaya özendirici bu durum, daha fazla insanın eğitim almasıyla değişmeye başlıyor ve eğitim ile kazanç arasındaki olumlu ilişki azalıyor. Daha fazla insan okula gittikçe eğitimli insanların avantajlı olma durumları değişiyor. Diğer taraftan eğitime erişim oranı artmasına rağmen dünya çapında eşitsizliklerin oranı azalmıyor. Çok sayıda ailenin çocuğu eğitim sisteminin içinde tutunamıyor ve bir şekilde emek piyasasının parçası olsa bile ücret farklılığına maruz kalabiliyor. Bu noktada eğitim iş piyasasını daha eşitlikçi olmaya doğru dönüştürmekte yetersiz kalıyor.

Eğitimin ekonomiye etkisi olduğu gibi ekonominin de eğitime etkisi vardır. Ülkenin ekonomik olarak ne kadar güçlü olduğu eğitime yaptığı yatırımı belirlemektedir. Sanayileşmeyle artan ekonomik güç, Batılı devletlerin eğitimi kitleselleştirmesini sağlamıştır. Sanayinin gelişmesini sağlayan eğitim olmasa da ekonomik olarak güçlendikleri için eğitime daha fazla yatırım yapmışlardır. Bunun sonucu olarak eğitim özellikle mesleki eğitim alanında uzmanlaşmış ve ekonominin daha fazla gelişmesine etki etmiştir.