Gözlerimizi dünyaya açtığımı ilk an yanımızda olmasalar da, ilk düşüşümüzü görmeseler de…

Belki de bu dünyaya gözlerimizi kapattığımızda yanımızda olacak olan, hayatımız boyunca başımıza gelen tüm düşüşlerde kah bizi kaldıracak kah bizimle düşecek olanlar onlardır.

Arkadaşlarımızla olan iletişimiz çok önemlidir.

Kan bağı gibi ‘sağlam’ görülmeyen gönül bağı ile bağlı olduğumuz arkadaşlarımız.

Gönül bağı inşa etmesi en zor, kopması bazı zamanlarda en kolay şeylerden biridir.

Bu nadide bağı korumak için dikkatli olmalıyız.

Bazı insanlar için arkadaşlık hayatın döngüsünde geri duran bir ilişkidir.

Açıklarken en zorlandığım ilişkilerden biri arkadaşlık benim için…

Hayatınızın bir dönemi içinde aynı yolda yürümeye başladığınız biriyle belki de hayat boyu yürümek. Beni hayrete düşüren güzelliklerden biri.

Arkadaşlığı benden değil de Ahmet Ümit’ten dinleyelim biraz.

“Arkadaşlık açıklanması zor bir ilişkidir; iyi arkadaşlıktan söz ediyorum, ama sahte olmayanından, yalansızından.

Duygularla, alışkanlıklarla, masumiyetle ilgili bir şey gibi geliyor arkadaşlık bana.

Nitelikleri iyi diye bir insanı arkadaş olarak seçemezsiniz.

Her zaman kazançlı çıkabileceğiniz bir alışveriş değildir arkadaşlık.

Öyle arkadaşlıklar vardır ki devam etmesi için belki sürekli kaybetmeniz gerekir.

Bu kaybedişin verdiği anlam, bazen kazanacaklarınızdan daha doyurucu olabilir.

Davranış bilimciler ne derse desin, bence arkadaşlık… Uygun sözcüğü bulmakta zorlanıyorum. Bence arkadaşlık sadece arkadaşlıktır.

Birini görmek size iyi geliyorsa, onu dinlemekten, ona anlatmaktan hoşlanıyorsanız, çirkinliği, aptallıkları onu küçümsemenize yol açmıyorsa, güzelliği, zekâsı bir parça sizi kıskandırsa da gurur duymanızı sağlıyorsa, onunla abuk subuk konularda bile sohbet etmek sizi rahatlatıyorsa, onu arama gereği duyuyorsanız, onu düşündüğünüzde yüzünüze rahat bir gülümseme yayılıyorsa sorun kalmamıştır; o kişi arkadaşınızdır.”

Arkadaşlıkta iletişime gelecek olursak size kıymetli bir hocamdan birkaç satır aktaracağım. Bakın bakalım arkadaşlarınızla nasıl iletişim kuruyorsunuz.

“Amerikalı psikolog Marshall B. Rosenberg, ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir temeline dayanarak “şiddetsiz iletişim” fikrini geliştirmiştir.

Rosenberg kesin konuşmayı “çakal dili” ve kalpten konuşmayı ise “zürafa dili” (zürafalar en büyük kalbe sahip kara hayvanlarıdır) olarak ayırır.

Çakal dili konuşmacının üstün, alıcının da kötü hissetmesine neden olur.

Çakal dilinin tipik ifadeleri şunlar:

Analiz: “Bu yanlış, çünkü…”

Eleştiri: “Senin yaptığın şu hata…”

Yorumlar: “Bunu yaparsın çünkü…”

Değerlendirmeler: “Akıllısın/tembelsin, haklısın/hatalısın…”

Tehditler: “Hemen yapamazsan, o zaman ben de…”

Öte yandan zürafa dilinin bileşenleri ise şunlar:

Değerlendirmeden gözlemleyin:

“Seninle konuşmak istediğimde pencereden dışarı bakıyorsun.”

Kendinizi veya karşınızdakinin duygularını kabul edin ve tarif edin: “Endişeliyim.”

İhtiyaçları tanımlayın ve bunları ciddiye alın:

“Nasıl olduğunu bilmek istiyorum.”

İhtiyaçlara göre net ve tatmin edici taleplerde bulunun:

“Lütfen bana ihtiyacınız olanı söyleyin, bunun üzerine konuşalım”