Doğup büyüdüğün yere geri dönünce insan zamanında kaçırdığı şeyleri fark ediyor.

Eskiden Yayla Mahallesi’nden geçerken ürkütücü gelen bir evde bir sürü yaşanmışlığın acı tatlı hatıraların olduğunu fark edebiliyor.

Çocukken sokaklarında koşup oynadığı kocaman ağaçlarla çevrili bir caddenin beton yığınıyla çevrildiğini görünce hatıralarının üstüne dökülen betonun ve tadını sadece mahallenin çaycısının tadını tutabildiği limonatasını yudumlarken gölgesinde soluklandığı ağaçların gövdesine vurulan her darbeyi acısını hissedebiliyor.

Çocukluk kavgalarının hırsıyla ve üzüntüyle arşınladığı sokakları mecburiyetten saatlerce yürüyünce o zamanlarda fark edemediklerine üzülüyor.

Yaşamın Ucuna Yolculukta Tezer Özlü’nün de dediği gibi “Bulvarların ve evlerin uzantısında çocukluk sorularımın yanıtını buluyorum. İçimdeki çocuk konuşuyor: İşte yaşam burada.

Sınırsız varoluş. Çocukluk resimlerinde sınırlı olan varoluş.

Ama şimdi sonsuz işte. Sonsuzluğu yakalayabilen için. İşte burada.

Ev sıraları biçiminde...

Geniş bir cadde biçiminde, çıplak bir ağaç biçiminde. Yaşlı bir kadın biçiminde. Bir sarhoş biçiminde. Sen çocukluğunun özlemi içinde özlemeye devam ediyorsun...”

Yıllar sonra bir sokağın iki tarafından yabancı gibi geçmek zorunda kaldığı eski dostlarını görünce bir yandan geçen günlerin hatırası ile gülümseyip diğer yandan acaba neler kayboldu diye düşünüyor.

Ama yine de her şeye rağmen olduğu yerden mutlu oluyor insan.

Zamanı varken fark etmediklerini gördüğü için.

Belki her şey için çok geç oluyor ama.

Çocukluktan kalma şimdi canlanan anılar, zamanla gençlikten kalan anılara dönüşecek.

Belki yıllar sonra bu satırları yazdığım yerin önünden geçeceğim.

Şu an hissettiklerimi, düşündüklerimi ve şimdiki beni hatırlayacağım.

Ve her zaman olduğu gibi ‘şu an ki aklım olsaydı’ diye söylenmeye başlayacağım. Sanırım bu döngü hayatımız boyunca bitmeyecek.

İnsanlar hatalarından ders çıkardığı zaman nasıl davranması gerektiğini hatta nasıl hissetmesi gerektiğini öğreniyor sanırım.

Ben henüz bu dersi veremeyenlerdim.

Bir dostumun dediği gibi ben hatalarımı ve çıkarmam gereken dersleri sırtında taşıyanlardanım.

“Kendi yanlışlarımız konusunda eleştirel olmamız hayli zordur;

Birçok insanın hayatını ilgilendiren eylemlerimize karşı eleştirel bir tutumu kararlılıkla sürdürmek ise neredeyse imkansızdır.

Değişik bir anlatımla, çok büyük hatalardan ders almak çok zordur.”

Geriye bakarak temkinli ve tedirgin bir şekilde yürümek için Karl R. Popper’ın de zor dediğini başarmalıyım.

Geçtiğimiz günlerde bir yerde otururken bir çocuğun belki de 5 kere aynı sokaktan geçtiğini gördüm.

Yürüyüş temposundaki artış ve yavaşlamalar, mimikleri bana bir yerden çok tanıdık geldi.

Tek başına bir dersi vermekte çok zorlandığı çok belliydi.

Umarım zoru başarır ve yoluna yeni bir güzergahta, aldığı derslerle devam eder.

Bu aralar yoldan, yolculuktan ve geçmişten çok bahsettik. İnsanı tekrara düşüren mekanlar mı, kendisi mi yoksa oyuncuların değişmesine rağmen bantta dönen aynı film mi?