Uzun saatler süren sosyal medya gezintimin sonucunda şehir hayatından sıkılıp garanti gelirli işlerinden istifa eden insanların profillerinde buldum kendimi. Çoğu hesaba sadece göz atıp birkaç tanesini baya inceledim.
Üç sene önce birden istifa etmeye karar veren bir adama çalışma hayatı boyunca elde ettiği birikimle kendine bir karavan yapmış.
Karavanın inşası bittikten sonra cebinde kalan 500 TL’yle de yola çıkmış. Seyahatine Ege kıyınlardan başlayan gezgin zeytin, badem toplayarak, tarla sürerek geçimini sağlamaya başlamış.
Sahip olduğu kamera ekipmanı oradaki emlakçılarla çalışmaya başlayıp evlerin, villaların videolarını çekerek buradan da kazanç elde etmiş.
Zamanla yaşamını sosyal medya hesapları üzerinden paylaşarak, sponsorluk alarak kazanç sorununa çözüm bulmuş.
Deli cesareti. Bundan üç yıl öncesi için belki bir ihtimal yapılabilecek bir şey ama şu an böyle bir adım atmak için deli cesareti gerekiyor.
Paylaştığı kadarıyla yaşadığı hayat belki de çoğu insanın hayallerini süslüyor.
Deniz kıyısında uyanmak, karavanın kış bahçesinde sobanın cırtı sesleri gelirken doğayı yaşamak.
Minimalist yaşamın en güzel örneklerinden bir tanesi.
Videoları izlerken kendimi bulunduğu hayatın içerisinde düşündüm. Yapabilir miydim?
Belli bir düzene alışıp aksi bir şey yapmaktan çekinen biri olarak düzeni tamamen değiştiren biri olmak pek bana göre değil.
Ama bilemeyiz. Alıştığımızın dışında bir sokaktan yürümediğimizde bile bizi neyin beklediğini, neleri kaçırdığımızı.
Gidilecek yolu da doğru seçmek gerekiyor. Değişiklik, yenilik olsun diye düşünmeden bilmediğimiz sokaklara da girmemek gerekiyor.
Ya böyle düşündüğümüz için girdiğimiz sokaklarda kaçırdıklarımız…
Bazı tercihlerimizin bizi nerelere götüreceğini bilemeyiz. Hayatında her anında olduğu gibi yaşayıp görmemiz gerekir.
Bir adım sonrasını bilseydik, ne olurdu?
Zaten bu yolun sonu kötü deyip, girmediğimiz sokakların sonundaki güzellikleri kaçırır mıydık?
Sonucunun güzel olduğunu bildiğimiz bir yola girip bulunduğumuz yoldaki değerlerden vazgeçer miydik?
Bence hayat üzerine çok düşünülmesi ve düşünülmemesi gereken bir şey. Bu konudaki dengeyi kurmak her açıdan 1-0 önde olmak için yeterli. Yani dengeyi kurabilmek.
Bugün, yarını düşünmeden yaşadık. Ama yarın, bugün olduğunda dünün endişesine de düşmemek gerekiyor.
Somut bir örnek; yarını düşünmeyip para harcadığınızda, ertesi gün bugünün derdine düştüğünüz durumda sıkıntı başlıyor.
Her insan kendi huyunu suyunu bilir. Anda umursamayıp kulak arkasına attığı bir şeyin yarın herhangi bir şekilde başına ders açacağını biliyorsa bu konu da umursamaz olmamalı. Atacağımız adımların bizi nereye götüreceğini, nelerden uzaklaştırıp, nelere yakınlaştıracağını kestirmemiz gerekiyor.
Şimdi o adam parasız, işsiz kalacağını düşünüp sevmediği bir hayatı yaşamaya devam etseydi, neleri kaçıracaktı. Maddi konuların engel olduğu manevi açıdan sıkıntı veren şeylerin bir kazancı olacağını düşünmüyorum. Kendine uymayan, mutlu olmadığı işte ne kadar başarılı olabilirdi? Nasıl iyi bir kazanımı olabilirdi?
Bazen bu kadar kesin kararlar vererek kaybettiğiniz maddi şeylerin, manevi açından büyük bir kazancı oluyor. Yani umarım öyledir?