Ne demiştik önceleri; insan hep sahip olmadığı şeylerin peşine düşer. İnsan aslında sahip olduğu ama eksik sandıklarının peşindeyken neler kaybeder?
Aslında bizimle olan soyut şeylerin somut bir karşılığını aramasak hayat ne bizim için ne de sevdiklerimiz için zor hale gelmez. Ama aramak insanın, doğasında olan yegane gerçeklerden bir tanesi.
Her şeyde olduğu gibi bu durumunda fazlası hem insana hem de etrafındakilere zarar veriyor. Var olan bir şey aramak için yola çıkmaya karar vermek insandaki bütün kötü duyguların tetiklenmesine neden olur.
Durup derin bir nefes alıp, açık zihinle, sahip olduğumuz bütün beşeri şeyleri bir kenara bırakıp düşünebilsek. Nerede durduğumuzu, kimlerle durduğumuzu biliriz.
Hayatta kaybettiğimizi hissettiğimiz anlarda, bu hayatının kazanının biz olduğumuzu düşündüğümüz anlarda sözlerine, dizlerine sığınıp kendimizi anlatmaya çalıştığımız büyük yazarların sadece yazmak konusunda istikrarı vardır.
Kalemi kuvvetli olan çoğu edebiyatçı ya da şair, en derinden, sonuna kadar tutkulu yaşadığını savunduğu duygularının arkasında duramaz.
Hepimiz en büyük, en kör kütük aşığın o olduğunu sanırız.
Öyle methiyeler, dizeler düzer; sonuna gelmek için can attığımız romanlar yazar.
Hayatlarına baktığımızda en meşhur aşk şairleri sevgilerini çok çabuk başka bir yöne çevirir.
Sevdiğinin adına sayfalarca roman yazan yazarlar, bu dünyadaki yokluklarını kabullendikleri ilk anda kendilerine ilham perisi ararlar. Çünkü bazıları sadece sevmeyi, acı çekmeyi, kalemini dolduracak bir şeyler yaşamayı ister.
Biz faniler için böyle bir şey söz konusu bile olamaz.
Çünkü günümüzde insanların kendilerini bu kadar derinlere gömmeye, iyi veya kötü hiçbir duyguyu üst seviyelerde yaşayacağı bir hayata sahip değil.
Bizler sadece yazılanları okuyup, dinleyip kendi hayatımızda örtüştüğü noktaları bulmaya kendimize pay çıkarmaya çalışırız.
Uçları anlatan kelimelere kendi basit hayatımızı sığdırmaya çalışıyoruz.
Ama dikkat ettiniz mi bilmem; gerçekten kitap okuyan insanların hiçbiri bunu yapmaz.
Sadece okurlar, beyinlerine sinyalin ulaştığı ilk an fark ettiklerini anlamaya ve kendi hayatlarındaki yerine bulmaya çalışırlar.
Olanı kendi hayatına almak değil anlatmak istediğim şey, kendi hayatlarınla okuduklarını bağdaştırmak.
Zaten kitap okumanın ne ara bu hale geldiğini de pek anlayabilmiş değilim. İlk kahve, yağmur ve kitap hikayesini sosyal medya hesabına atan kişi ilk kurşunu sıktı umarım bir yerlerde bunun için kendini suçluyordur.
Konu yine nereden nereye geldi. Fark ediliyor ki somut şeyler üzerine konuşmak çok daha kolay.
Somut şeylerle ilgili olan sorunları çözmek gibi. İnsan fark ediyor da işte.
İşteler, keşkeler olmasa ya da biz bunlara mahal vermesek hayat daha güzel olacak.