Hayat, insanı geçmişte yaşadıklarını özlemeye mecbur kıracak kadar zorluyor bazen. Oysa geçmişimiz her zaman keyifli ve mutlu da değil.

Fakat, eskilerin her daim içimizde kor gibi yanan bir tarafı var. Eski, güzel günlerin sıcaklığıyla ısındığımız o nice zamanı nasıl unutabiliriz ki. Hani insan, yaşı ilerledikçe dönüp dönüp arkaya bakmayı bir huy ediyor ya kendisine, belki de güzel zamanların geçmişte kalmasından kaynaklıdır.

Zamanımız öyle kötü ilerlemeye başladı ki. Artık kişisel olarak da daha zor şeylerle karşılaşıyoruz. Dünya da kültür de çok değişti. Şimdi yaşlılarımızdan eski zamanları dinlerken daha kolay fark ediyorum. O zamanlar olaylar da insanlar da daha masummuş.

Şimdiki gibi değilmiş olan hiçbir şey. Şimdi hangi masumiyete inansak arkasından bin bir türlü olay çıkıyor. Kime güvenseniz, elinde bir bıçakla pusuda bekliyor gibi değil mi?

Tabii ki burada kimseye güvenmeyin, kimseyle ahbap, dost olmayın demiyorum. Kaldı ki muhabbet etmeyi, anlatmayı çok seven ben, bunu size zaten öneri olarak sunamam. Kendim için düşünüyorum, her boş kaldığımda yanımda birini isterim, her zor zamanımda ve her güzel vaktimde.

Bugüne kadar iyi bir arkadaş olduğumu düşündüm hep. Zaman zaman karşımdaki insanları yorduğumu da düşünsem, genel olarak iyi bir arkadaşım diyebilirim. Çünkü herkesten çok koştururum. Karşımdaki insanı, yanımda yürüyen yoldaşımı ondan daha fazla düşündüğüm yerler olmuştur hayatımda. Hem de azımsanmayacak kadar çok sayıda.

Hatasız biri miyim tabii ki değilim. Dedim ya zaman zaman karşımdaki insanları yorarım. Belki davranışlarım, belki söylediklerim belki de sinirim karşımdaki insanı zaman zaman umutsuzluğun içine hapseder. Fakat, bunu fark ettiğim an, bunun değişmesi için elimden geleni yaparım. Bu konuda hiçbir zaman ortalıktan kaçmışlığım olmamıştır. Zor konuşmalardan, zor olaylardan kaçmam. Benim yapımda yok. Tam tersi onlara bir savaş açmaktan hoşlanırım.

Bu da bazen beni, bazen karşımdakini üzüyor ve yoruyor. Fakat net biriyimdir. Anlaşılması zor, karmaşık biri değilimdir. Bazen keşke öyle biri olabilseydim diye düşünüyorum. Kendimi hep çok detaylı anlatırım. Öyle ki insanlar benim üzerime herhangi bir şey düşünmek zorunda bile hissetmezler. Beni anlamak için çabalamazlar, benim söylediklerimin altında yatanları umursamazlar.

Kendimi o kadar çok anlatırım ki kimse beni gerçekten düşünmez.

Fakat bunun bana kattığı şeyler de oldu. Eğer bir şeyi yapmaktan hoşlanmadığımı, bir şeyin bana yapılmasından rahatsız olduğumu anlatıyorsam, beni seven insanların bunlardan kaçınması gerekir. Tıpkı benim karşımdaki insanların rahatsız olduğu şeyleri yapmıyor olmam gibi.

Fakat, eğer karşımdaki benim bir şeylerden rahatsız olduğumu bilerek bunu yapmaya devam ediyorsa ne yapmalıyım?

Bunun, bir silah olduğunu düşünüyorum. Karşımdaki insana teslim ettiğim, beni vurmayacağından emin olduğum bir silah. En azından karşımdaki insanlara böyle gösteriyorum. İlla ki o silahın bana doğrultulduğu vakitler oluyor. Siz de bilirsiniz. Birini ne kadar iyi tanırsanız, o kişiyi yaralamanız da o kadar kolay olur.

İşte tam da böyle zamanlarda karşımdaki insan için üzülmeye başlıyorum. İçi boş silahla yüzüme doğrulttuğu silahın aynı olduğunu gördüğüm an, bugüne dek verdiğim emeklerin, yürüdüğüm yolun üzüntüsüne kapılıyorum.

Hiç kimse için ‘bunu yapmaz’ diyemiyorum mesela. Çünkü zamanında pek çok insan için asla bunu yapmaz, asla beni kırmaz, asla arkamdan iş çevirmez gibi şeyler söyledim. Ve söylediklerimin her birini tek tek yuttum.

İnsan, menfaatinin bittiği noktada gösterdiği karakterle kendisini ortaya koyuyor. Ve ne yazık ki menfaati bitenin muhabbeti de bitiyor. Eğer, kendinizi hiçe sayıp karşınızdaki için bir şeyler vermeye devam ederseniz ne mutlu. Arkadaşlığınız da ilişkiniz de devam ediyor. Fakat o yol ilerledikçe siz kendinizi tüketmeye başlıyorsunuz.

Nice şeyler karşısında bozulmuyor olmanın, sinirlensem de içten içe haklı ve doğru olmanın mutluluğu yeter de artar bile. Çünkü kötü insanlar, iyi insanların değerinin anlaşılmasını sağlıyor. Kötüler olmasaydı, iyilerin değerini bu kadar net ve derinden anlayamazdık değil mi?

Ve ne olursa olsun, sakın unutmayın. Sakın aklınızdan çıkarmayın:

“Size bıçağı dokuz santim saplayanın altı santim geri çekmesi bir lütuf değildir.”

Görüşmek üzere.

Hem de daha güzel günlerde görüşmek üzere.