Dinlediğiniz bir şarkı, okuduğunuz bir şiir. Sizi nerelere götürüyor? Gözünüzü kapattığınızda zihninizde ilk neler canlanıyor?

Hayat, iyi ve kötünün sürekli birbirine dokunduğu bir çizgi gibi. Sürekli dönencenin içerisinde kapana kıpılmış hissediyoruz kendimizi bazen. Hayatın telaşı içinde, yanımızdaki şeylerin değerini bilmiyoruz gibi geliyor bazen.

Aslında bir bardak çayın, aynı evi paylaştığımız arkadaşımızın varlığı ne kadar büyük bir şükür sebebi. Oysa yanımızdayken, o şeye sahipken bunu görmek çok zor. Telaşa o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi, elimizdekilerin değerini bilemiyoruz. Hep daha fazlasını arıyor gözümüz. Sanki bugün sahip olduklarımıza hep sahip olacakmışız gibi hissediyoruz.

Bugün bir kez daha nefes alabilmenin, bir kez daha sevdiğimiz arkadaşlarımızı görebilmenin, sevdiğimiz şarkıyı dinleyebilmenin tadını alabildik mi? Yoksa canımızı sıkan şeylere odaklanıp, elimizdekileri de mi görmezden geldik?

Yaralıyoruz ve yaralanıyoruz.

Görmezden gelerek ve üzerine çok fazla düşünerek. Oysa kainat da müthiş bir denge ve uyum içerisinde yaratılmamış mıdır? Bir şeylerin fazlası hep bizi üzmemiş midir aslında? Fazla sevginin, fazla muhabbetin sonunun ayrılık olduğunu bilmiyor muyuz mesela?

Ve bunların hepsi, bizlere söylenmiş şeyler değil mi?

Hiç düşünmeden hareket etmekle, çok düşünüp hareket etmek aynı kapıyı açıyormuş zaman zaman. Bunu çok sonra anladım. Ve beklemenin, üzerine aylarca düşünmenin bazen fırsatları kaçırmamıza sebep olduğunu da.

Ne varsa şimdi yaşanmalı. Söylenecek ne varsa şimdi söylenmeli. Dinlenecek, izlenecek her şey bir bir sıraya koyulmalıymış aslında. Çünkü daha fazla vakit yokmuş, zaman bir daha geri gelmesi mümkün olmayan bir şekilde akıp gidiyormuş. Eskide kalanları, yeniden yakalayabilsek de bir şeyler hep eksik kalıyormuş aslında.

Bundan çok uzun yıllar önce, çok sevdiğim bir arkadaşıma bir tablo vermiştim. Tabloda ‘Dostlar için anlar ya da ömürler sonra yeniden buluşabilmek kaçınılmazdır’ yazıyordu. O da sağ olsun, tabloyu evin girişine, salonun görünen ilk duvarına asıvermişti.

Şimdi düşünüyorum da, gerçekten öyle mi?

Dostlar için, anlar ya da ömürler sonra yeniden buluşmak kaçınılmaz mı? Yoksa biz bir kaçış yaratıyor muyuz kendimize?

Mesela tabloyu verdiğim arkadaşımla çok uzun zamandır görüşmüyoruz. Hatta henüz fark etmediğimi zannettiği ama benim çoktan fark ettiğim birkaç şey de var aramızda. Yalnızca dile getirilmiyor. Geldiğinde görüşelimler, sen benim en yakınımsınlar… Aramızda artık bir duvar gibi.

Fakat eskisi kadar yormuyor beni. Bu aralar kendime odaklanmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki yaptıklarım, yapabileceklerimin henüz çeyreği bile değil. Daha iyisi olabilirim, daha iyi hissedebilirim, daha iyisini yapabilirim. En azından daha iyisini deneyebilirim diye düşünüyorum.

Çünkü hiç denememek, deneyip kaybetmekten daha küçük düşürücü benim gözümde.

Bir şeyi deneyerek kaybetmeyi, hiç denemeden üzerine düşünmeye tercih ederim. Hayatım boyunca da böyle oldu. Yapılmaz, uğraşılmaz, ne gerek var diye karşı çıkılan her şeyle tek tek uğraştım. Sonucu beni tatmin edene dek denemeye devam ettim.

Bu yüzden henüz 18 yaşımdayken yaklaşık yüz kişilik, 19-20 yaşlarım arasında da yaklaşık beş yüz kişilik bir gruba yöneticilik yaptım. Beraber çok güzel işler yaptık. Hem maddi hem manevi anlamda çalışmalarımız, hepimizin ruhunu doyurdu. Şimdi bunu hatırlayınca, kendimle bir kez daha gurur duydum.

Bugün, bir şeyleri minimumda yapıyor olsam da zamanında kendi maksimum seviyeme çıkabilmişim. Demek ki bugün de bunu denememek için önümde hiçbir engel bulunmamalı. Engel olanları da kendi isteğimle kenara çekebilmeliyim.

Hayat, sadece bir kez yaşayabileceğim bir süreçte, bana yeniden bir şans tanısa da tanımasa da ben burada, kendi ayaklarım üzerinde durmaya devam edeceğim. Ve sırf birileri, bir başkasının sırtından geçinmeye alıştı diye, kendi doğrularımdan ve karakterimden ödün vermeyeceğim.

Çünkü zamanında bir şeyleri tam da böyle davranarak başarmıştım. Başkalarının başarısızlığı, basiretsizliği benim hayatımda kocaman bir engele dönüşmemişti. Tekrar ayağa kalkma, yeniden derin bir nefes alma zamanı.

Dilerim bir gün, hatalarımızı kabul edebilecek kadar büyük insanlar oluruz.

Görüşmek üzere.