“Kahramanmaraş’ta yaşanan depremin ardından”, “Deprem bölgesindeki vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak için”, “Çok sayıda can ve mal kaybının yaşandığı Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve toplamda on ili etkisi altına alan deprem hakkında”, “asrın felaketi olarak nitelendirilen deprem” , “Kahramanmaraş'ta yaşanan ve Gaziantep, Hatay, Adıyaman, Kilis, Osmaniye, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adana ve Malatya’yı da etkisi altına alan deprem on binlerde can kaybına sebep oldu.”, “Vatandaşlarımızın acısını yüreğimizde hissettik”, “yaralarımızı beraber saracağız” …
Günlerdir televizyonlarda, sosyal medyada, gazetelerde, manşetlerde, haberlerde, sokakta sık sık duyduğumuz, gördüğümüz hala ilk an gibi acı duyduğumuz sözler.
Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve toplamda on ili etkisi altına alarak pek çok vatandaşın canına mal olan, insanları kimsesiz, evsiz, barksız bırakan bu deprem bize ne gösterdi? Ne öğretti?
Öğretmiş olması kısmında ne yazık ki şüphelerim var.
Çünkü yıllar önce 17 Ağustos 1999 yılında yerel saatle 03.02'de meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli Gölcük Depremi 7,4 büyüklüğü ile o güne kadar ülkemizde gerçekleşen ve büyük çapta can ve mal kaybına neden olan bir depremdi.
O depremden kaçarak Türkiye’nin neredeyse diğer ucuna yakalanan insanlardan bazıları ikinci yıkımı yine yaşadı.
Yine insanlar canlarından oldu, yine insanlar ailelerini sevdiklerini kaybetti, yine insanlar evsiz kaldı.
Kader diyorlar, deprem ülkesiyiz diyorlar kenara çekiliyorlar. Peki ya Japonya?
Sosyal medyada Japon mimarisi ve Türk mirası ve iki ülkenin de ‘kaderi’ olan doğal afete karşı aldıkları önemler karşılaştırılıyor.
Önemli olan elimizde var olanlar değil, koşullara nasıl hazırlandığımız.
Neredeyse her dünya ülkesinin vatandaşlarının seferber olduğu çalışmalar sonucunda enkaz altındaki afetzedeler bir bir bulunuyor.
6 Şubat saat 04.17’den tam iki yüz küsur saat sonra aramalar hala devam ediyor ve enkaz altından iki yüz saati aşkın süredir yaşam mücadelesi veren insanlar gün yüzüne çıkıyor.
Deprem bölgesinde geç bir koordine ile başlayan arama kurtarma çalışmalarının hala devam ediyor olması içimizdeki umudu yeşertiyor.
Aldığımız kötü haberlerin yanı sıra; yeni evlerine kavuşan vatandaşları, ailelerini bulan çocukları, uzun ve umutsuz bekleyişler sonrasında alınan güzel haberler bir nebze olsun gülümsememizi sağlıyor.
On bir gündür, bedenimiz evde, işte, dışarda ama aklımız tek bir yerde.
Ülkenin dört bir yanında valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, kamu kurum ve kuruluşların müdürlükleri, sivil toplum örgütleri, odalar, esnaflar, vatandaşlar, küçük çocuklar ellerinden geleni yapmaya devam ediyor.
Kimileri el becerisini konuşturup mont, uyku tulumu, polar, kışlık kıyafet, atkı, bere dikiyor, kimileri kas gücünü kullanıp enkaz çalışmalarında yardımcı oluyor, kimileri halkı organize edip bölgeye gerekli olan ihtiyaçları sağlıyor, kimileri harçlıklarını, oyuncaklarını ve iyi dileklerini afet bölgesine gönderiyor.
Biz böyleyken güzeliz, birbirimizi düşünürken, birbirimize destek olurken, birbirimizin acı ile kahrolup, gözyaşı döküp, birimimizin kalbi hala atıyor diye sevindiğimiz de güzeliz.