İnsan hayatı boyunca pek çok şey yapar. Pek çok şeyi yapmaya niyetlenir. Pek çok şeyden vazgeçer, pek çok şeyde inat eder. Bende yaşamım boyunca pek çok şeyi denedim.
Denediklerimin sayısı kadar kaçtığım şeyler de oldu. Hayat, her zaman düz bir yolda ilerlemiyor. Dönüp sürekli ardına bakıyorsun. Ardında bıraktıklarına. Neleri feda edip bugüne geldiğini düşünüyor insan. Geçmişte beraber yürüdüğümüz insanları, yaşadıklarımızı, atlattığımız felaketleri. Hem düşünüyor hem de umursamıyor aslında değil mi?
Dönüp siz de bir düşünün zamanında neler yaptınız yanınızdaki insanlar için, onlar sizin için neler yaptı, neleri göze aldı?
Tek taraflı değil ya, hem sizin yaptıklarınızı hem de karşınızdaki insanın yaptıklarını düşünün. Çocukluk arkadaşlarım hala yanımda. Fakat o evreden sonra beraber yol yürüdüğüm çok az insanla görüşüyorum artık. Peki, bana bir zararı dokunduğu için mi?
Hayır, pek çok zorluğu da beraber atlattık. Fakat bir ince çizgi üzerinde yürümeye zorlamak da insanın kendi hakkına girmesidir kanımca. Özellikle daha genç yaşlarımda, o ergenliğin de getirmiş olduğu kör cesaretle boyumdan büyük işlere kalkıştım vakti zamanında. Arkadaşlarımın başına gelenleri kendi başıma gelmiş gibi gördüm. Onların dertlerini yüklendim. O zamanlar ne büyük maddi sıkıntılarımız vardı ne de bunu çözebilecek gücümüz. Ama dedim ya ergenlik… Her şeyden bir sorun çıkartmak bizim işimizdi.
Gözümüze hoş görünmeyen her şeyin bize karşı yapıldığını sanmak, bizimle az konuşan insanın bizi sevmediğini düşünmek, yardıma gelemeyeni bencillikle suçlamak… Biz dertlerimizi kendimiz yaratıyorduk. Ve kendi yarattığımız derdin içinde boğuluyorduk. İşte tam o esnada o derdi kendimizin yarattığını anlayabilirsek sağ kalıyorduk.
Tabii ki burada bahsetmeyeceğim ama arkadaşlarım, beni çok zor durumlarla da karşı karşıya bıraktı. Şimdi başıma gelse ne yapacağımı hala bilmediğim olaylar bunlar. Ve ben o zamanın cesaretiyle her şeye karşı çıkıp elimden gelenin en iyisini yapmak için çabaladım. Peki, bu insanlar benim en küçük dertlerimde bile benim yanımda mıydı?
Bu sorunun cevabını benim kadar siz de biliyorsunuz aslında.
Benim öğrendiğim kadar bir şey karşılık beklenmeden yapılmalı. Bir iyilik, bir gün size dönme ihtimali bile düşünülmeden harekete geçirilmeli. Bu yüzden o arkadaşlarımdan da şu an hayatımda olan insanlardan da böyle bir beklentim yok. Fakat bazı konular ödeşmek üzerine, helalleşmek üzerine kuruludur. Ötekisi karşınızdaki insanın iyiliğini suiistimal etmek olur.
Nice zor zamanlardan sonra derin bir nefes aldığımda, yanımda hala birilerinin olduğunu görebiliyorum. Ben melek gibi bir insan mıyım? Hayır asla. Benim de geri dönülmez zannettiğim hatalarım, art niyetli davranışlarım, bencilliğim olmadı zannediyorsanız tabii ki yanılıyorsunuz. Aksine, eğer birine zarar vermek istersem sinirim vicdanımın önüne geçer hep. Belki de bu yüzden ani sinir ataklarımdan hemen sonra büyük pişmanlıklar yaşarım.
Yanımdaki insanlara da zararım dokunmuştur. En basit şekilde yanımda yürüyen insanı kırmışımdır, incitmişimdir. Şükür ki benimle yan yana yürümekten hiç vazgeçmediler. Ben de onlarla yürümekten hiç kaçınmadım bugüne dek.
İşte bizi biz yapan, hala bir yolda yan yana yürütebilen şey de bu. Birbirimize olan sadakatimiz. Kimileriyle arkadaş olmayı, bir yolda yürümeyi denedik hepimiz. Fakat beceremediğimiz kısım birbirimize duyduğumuz sadakatti. Biz bir yola çıkarken başımıza gelebilecek her şeyi öngörerek çıktık. Bunları kabullenerek yürümeye başladık.
Aksi halde ilk zorlukta birbirimize sırtımızı dönerdik. Eğer hareketlerimizi art niyetle yorumlamaya kalksaydık, ilk dönemeçte ayırırdık yollarımızı. Biz iyi olana, güzel olana odaklanmak istedik. Sorunlarımız da oldu tabii ki. Hangi yol dümdüz devam ediyor? Birbirimize kırıldığımız, gücendiğimiz de oldu ama bu zorlukların da yolun güzelliğinden geldiğini hep birbirimize hatırlattık.
Daha nice yol, o yollarda beraber yürüyeceğimiz nice yoldaş var kim bilir?