Daha önce Ülkü Tamer’le tanışmamıştım. Şair, gazeteci ve oyuncu olan Ülkü Tamer’i bu zamana kadar tanımamış olmamın benim için kayıp olduğunu fark ettim.

Tamer, 1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri. Ülkü Tamer’den ilk okumam ‘Yanardağın Üzerindeki Kuş’ oldu.

Şiirlerini topluca görebildiğimiz bu kitap, Ülkü Tamer şiiri hakkında bir şey anlatıyor bana. Aslında şiirle ilgili bir şey anlatıyor ve Ülkü Tamer de bunun çok iyi bir örneği olarak ortada duruyor dersem daha iyi olacak sanıyorum.

Hangi şair şiiriyle ideolojik görüşünü alt edebildiyse ya da ideolojisini şiirin kuyruğu haline getirebildiyse, yani ideoloji değil de şiir baskın, belirleyici, vazgeçilmez hale geldiyse o şairin yeteneği ile de orantılı olarak bir büyük şiire ulaşılabiliyor.

Bunun iki büyük örneği var Türk şiirinde bana göre.

Ülkü Tamer`in ise bence toplumcu şiirleri, daha doğrusu toplumculuğu gözeterek yazdığı şiirler; imgeci, insanın en temel gerçekliklerine dokunduğu bu kitapta da yer alan beş on şiirinin çok çok gerisinde bana göre.

Toplumcu ve hikayeci şiirlerin çoğu ise şiirin boğazını sıkan en azından Ülkü Tamer'de zorlama kurgular gibi duruyor bence.

Ülkü Tamer'in "Çünkü çarşılardan geçtim" şiiri ve benzer şiirleri ise hiç de toplumcu olmayan ama zirve şiirler arasında.

Demek ki bir şiiri büyük şiir yapan onun toplumcu, imgeci, varoluşçu vs. vs. gibi ölçütler göz önüne alınarak değerlendirilmesi değil.

Şiirler, tamda bu demeden çok şey anlatır insana;

“Hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın,

Onların tohumunu havaya savurarak

Uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine,

Her şeyin, hiçbir şeyin yolculuğu.

İşte o zaman an kendini,

Kıyılarda bile boğulan seni.”