Düşünebilmeye başladığımız ilk andan itibaren hayal kurmaya başlarız. Şimdi hatırlamıyoruz, ama ilk hayalimiz neydi?

İlk hayal kırıklığımız, gerçekleşen ilk hayalimiz.

Çocukken yaşadığımız çoğu şeyi hatırlamamız ne acı, belki de unutmak istemeyeceğimiz kadar güzel olan anların hepsi çocukluk yıllarımıza ait.

İnsanın hayalleri daima mutlu, huzurlu olacağı şeylere endekslidir. Kim kendini üzen birini ya da bir şeyi hayal etmek ister ki.

Hayal etmenin en güzel yanı o anda hissedilenler. Belki de hiç olmayacak bir yerde birden bire gülemeye başlamak. Geçmeyen zamanı hayallerle doldurmak.

Yaşadığınız şeylerin dibini gördüğünü düşünürken kurmaya başladığınız hayallerin sizi yeryüzüne tekrar çıkarması.

Hayal ve umudun ebedi dostluğu.

Yola çıkmak için hayallerden güç almak ve geriye dönüp bakmayı değil de başınız dimdik bir şekilde ileriye geleceğe bakmak.

Hayaller sizi geleceğe doğru yönlendirilen, hayal kırıklıkları sizi ister istemez geçmişe döndürür.

Yeni hayallerle doğru koşarken geride bırakmamız gerekenlerdir hayal kırıklıkları.

Ve yol aldıkça öğrenmemiz gerekir; hayal kırklıklarının geride kalması gerektiğini.

Ve bir başkası her daim ilerleyen durdurmaya, geri almaya gücümüzün yetmediği zaman…

Zamanı doğru bir şekilde kullanmayı başarabilen insanlar benim gözümde bu hayatta bir sıfır önde ilerliyor.

Zamanı kullanmayı bilen insanlar yapması gereken her şeyin bilincinde ve farkında oluyor.

Öyle olmasaydı zamanı doğru kullanmak adına binlerde kitap, makale yazılmaz, bu konuda eğitimler düzenlenmezdi.

Zamanı kullanmak hakkında yazılmış olan eserlerin birinde;

“Zaman geçip giderken arkasından baktığımız eğer iyi değerlendirdiysek mutlu olduğumuz ya da çok geç kaldığımız bir kavram.

Onu anlamak, doğru kullanmak ve kazanmak gerekiyor.

Son dönemlerde iyice hızlanan ve bir günün bile yetmediği zamanlardayız.

Zaman beklerken çok yavaşken yaşarken çok hızlıdır.

Bu bizim aklımızın oyunu mu çünkü aslında zaman aynı zaman değişen mi biziz” deniyor.

Zaman okuyarak öğrenilmeyecek olan olgulardan bir tanesi.

Hayal kurduğumuz zamanlarda olduğumuz mekanlar…

Yaşamımızın her anında bir yerlerdeyiz. Yanımızda birileri olsun ya da olmasın.

Tıpkı yazılmış bir senaryoyu oynayan oyuncular gibi zaman ve mekan düzeneğinde yaşamımızı sürdürüyoruz.

Hafızası ve kendine has bir dili olan şeylerin arasında mekanda gelir.

Yaşadıklarınız hissettikleriniz, bir yerlere siz farkında olmasanız da mühürlenir.

Görmediğiniz zaman belki hatırınızda olmaz ama uzun bir süre ayrı kaldığınız bir mekana gittiğinizde soluduğunuz hava, gördüğünüz eşyalar, motifler…

Size unuttuklarınızı hatırlatır. Bazen bundan da öteye giderek kendinizi geçmişin içinde bulursunuz.

Duygularınız mekanlara anlam katar, belki de bundandır ki;

Anılarınız mekanlarda mühürlenir. Ve mekanlar değişince duyguların da değişeceğini düşünürsünüz.