İnsanlarla konuşurken, bir şeyler paylaşırken aslında onların birer ayna olduğunu düşünüyorum çoğu zaman.
Fakat bizi, bize gösteren bir ayna değil. Buna hiç inanmıyorum. Tabii ki tepkiler davranışları şekillendirir ama bu kadar köklü bir değişim yaratmaları mümkün değil.
O ayna bize karşımızdakinin yetişme tarzını, sorunlarını, kör noktalarını ve dipsiz kuyularını gösteriyor. Belki bencilliğini, belki merhametini belki de düşüncelerini bize sunuyor.
Bu yüzden insanlarla konuşurken bu şeyleri fark ettiğim zaman onun anlayacağı dilden konuşmaya başlıyorum. Geçmiş yaşantım, beklentilerim, duygularım saf dışı kalıyor.
Normalde merhametli biriyimdir ama konu benim sınırlarımın geçilmesi olduğu zaman hiç ortaya çıkmasını istemediğim bir tarafım çıkıyor.
Hayatım boyunca elimdeki bana yeter, fazlasını dağıtabilirim mantığında oldum. Ama asıl sorun benim elimdekine de göz diktiklerinde oluyor.
Daha fazlasını hak ederken elimdekine tamam diyorsam, bu benim kişiliğimden kaynaklanıyor. Ama neden daha azını almak zorunda bırakılayım ki?
Sorun elde kalanı paylaşmak değil elbette. Bunu yaptığım zamanlar da oldu çok fazla.
Buna zorunlu kılınmak. Öyle olması gerekiyormuş gibi davranmaları beni her zaman çileden çıkarttı.
Bazı insanlara bazı şeyleri anlatamazsınız. Siz ne kadar direnirseniz direnin, anlamak istemeyen insanlar kendileri için başka bir kılıf bulacaklar.
Anlamayana anlatırsın, farklı anlayana doğruyu gösterirsin fakat anlamak istemeyen insana yapabileceğiniz bir şey yok. Herkes farklı karakterlerde, herkesin farklı planları ve farklı hedefleri var.
Kimimiz bu hedefleri ve planları doğrultusunda kendisiyle ters düşmekte hiçbir beis görmeyebilir. Ben böyle biri değilim.
Yaptığım seçimler, söylediğim sözler kendi oluşturmak istediğim karakterin bir parçası. Ve herhangi bir çıkar uğruna bu karakterle ters düşmeyeceğim.
Bugün kırmızı dediğime yarın yeşil diye ısrar etmeyeceğim mesela.
Fikrilerin değişmesinden bahsetmiyorum. Bunlar elbette olmalı. Bir fikri sonuna kadar, körü körüne savunmak zaten ne kadar doğru olabilir?
Ama başkalarına ahkam kestiğiniz, kendinizce ders verdiğiniz ve belki de aşağıladığınız şeyleri bugün yapmanız da doğru değil.
İnsanın bir duruşu olmalı diyorum.
Şartlar ve koşullar karşısında eğilmeyen, değişmeyen bir duruş. Doğru bildiğinin arkasından giden, kendi yaptığı şeylerde karşısındakini işaret etmeyen bir duruş. Bunlar yoksa ne kadar iyi olduğunuzun ne kadar vicdanlı olduğunuz bir önemi yok bence.
Ki böyle durumlarda zaten iyi olan hiçbir şeyi kullanamıyor hale geliyorsunuz.
Hayatta en sevmediğim, yanında olmaktan en çok kaçtığım insanlar bulunduğu kabın şeklini alan insanlardır.
X kişisiyleyken en çok ona benzer mesela böyle insanlar. Onunla aynı düşünür, aynı sorunları paylaşır. Ortam ya da koşullar değiştiğinde bu sefer Y kişisi ile arasını yapmaya çalışır. Bu sefer de ona benzer.
Sırf biraz daha sevilebilmek uğruna, insanın kendisini oluşturduğu olgulardan kaçabilmesi çok korkunç bir durum değil mi?
Böyle insanlarla hangi yolda sonsuz bir güvenle yürüyebilirsiniz?
Güvenmediğiniz biriyle herhangi bir yola çıkar mısınız gerçekten?
Ben bugüne dek bazen geç de fark etmiş olsam, böyle insanlarla yolumu ayırdım. Çünkü bir yolda düşsem de kendime olan güvenim benim için yeterli oldu.
Başkalarının açtığı çukurlara düşmekten daha iyidir.
Görüşmek üzere…