Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama genel olarak içinde bulunduğumuz, yaşamımızın büyük bir kısmı heba ettiğimiz hayat gailesi bu aralar fazla bizimle beraber.

Kimilerimizin özel hayatında, kimilerimizin iş hayatında. Her zaman vardı, yeni gelen bir döngü veya bir yaşam çabası değil bu.

Ama son zamanlarda sürekli bizimle. İki türlü de kendini fazla belli ediyor ya da şimdilerde hayatın beyazına ve siyahına ayrı ayrı odaklanmaya başladık.

Bir taraftan elinizden kayıp giden, sıkıca tutmaya çalıştıklarımız varken; bir tarafta da bize gelmeye, bize ait olmaya çalışan yeni şeyler var.

Bir halat tarafından iki tarafa çekilen bir insan gibi. Bu benzetmeden sonra ‘hayatınızın ipleri sizin elinizde olsun’ metaforu gelmeyecek.

Çünkü ne biz kuklacıyız ne hayat bizim kuklamız; ne de hayat kuklacı biz kuklası.

Ahir ömründe işinde, özel hayatında büyük başarılar elde etmiş. Uzaktan baktığımızda gıpta ettiğimiz, gerçekten de gıpta edilecek insanlar oraya gelmek için nelerle baş etti?

Kimleri kaybetti, kimleri kazandı?

En çokta kendinden neyi kaybetti?

Onu, o yapan neyden vazgeçerek ‘gerçekten olması gereken kişi’ oldu? Sanırım bu soruları sormayı bıraktığı zaman.

Hep bir yerlerde belli bir tarife uygun doğruların olduğunu düşünüyoruz. Hayatımızda kim olursa olsun şöyle olsun böyle olsun, şunu yapmasın, şunu sevsin.

Birdirbirinden farklı milyonlarca kar tanesi, yeryüzüne inmek için didinip duruyoruz.

Aslında hepimizin ulaşacağı yer aynı; yeryüzü. Peki ne için, sert bir nesneye çarpıp hücrelerimize ayrılmak için.

Adımımızı attığımız ilk andan itibaren yürüdüğümüz yolda sendeleyip duruyoruz. Aynı yolda uyum içinde yürümenin bir sürü yolu varken.

Bir tane doğru yolda var orası ayrı bir dava. Aslında bizler Tolga Abi’yi arayıp Hugolina’yı defalarca kurtarmış bir nesiliz. Ama kendimizi hep madenin karanlık tarafına sürüklüyoruz. Tabi yanımızda yürüyenleri de. Bazen de biz birileri ile sürükleniyoruz.

Ben çok çözemedim. Emin olduğum tek bir şey var;

Kimse sonunda ayrılmak için bir yola çıkmaz.

Kimse nefret etmek için birini sevmez. Kimse kırmak için bir kalbi kazanmak istemez.

Kimse bir kalemde yırtıp atmak için sayfalarca yazmaz.

Kimse son bir fırça darbesi ile bir resmi mahvetmek için günlerce, aylarca belki yıllarca emek vermez.

Kimse sonrasına sırtını dönmek için tüm engelleri aşmak için çabalamaz.

Ama ne olur?

Zaman mı, insanlar mı, takdiri ilahi mi bilinmez; dönüp baktığınızda takip ettiğiniz ekmek kırıntılarını kaybetmiş olursunuz. Geri dönmek isteniz bile yolu bulmazsınız.