Kahramanmaraş merkezli deprem, bize bir kere daha ömrün ne kadar kısa ve ölümün ne kadar yakın olabileceğini gösterdi.

Depremin hem gecenin ilerleyen saatlerinde hem de bu ağır kış şartlarında olması, acımıza acı kattı.

Buradan, Kırklareli’den kilometrelerce uzaktaki vatandaşlarımızı izledik ekranlarımızın başından. Utandık da. Sıcak evimizde birilerinin can pazarı yaşamasını izlemekten utandık. Yemek yiyebilmekten, bir şeyler içebilmekten utandık.

İnsan istiyor ki her arkadaşı, her sevdiği en yakınında olsun. Birbirimize kolayca ulaşalım, birbirimiz hakkında bilgi sahibi olalım. Ama ne yazık ki bu şans neredeyse hiçbirimize bahşedilmiyor.

Kırklareli’de üniversite okurken pek çok farklı şehirden arkadaş edindim.

Bu arkadaş grubumun dördü Kahramanmaraşlı idi. Hatta öyle ki onların yurt odasına girince kendimizi Kahramanmaraş’a gitmiş gibi hissederdik. Kendi aramızda da sık sık şakalaşırdık bu konu hakkında.

Sonra araya zaman girdi. Zamanın üzerine mesafeler eklendi. Birbirimizle muhabbetimizi minimum düzeyde tuttuk.

Sonra okul yoğunluğu, iş hayatı, hayat koşturması derken birbirimizden ayrıldık. Kimimiz kendi arasında aslında bir sorun haline bile getirilmeyecek kadar ufak şeyler yüzünden sırtını döndü birbirine.

Fakat düne kadar yüzüme çarpmayan gerçekler, bir kısa haber cümlesiyle kendime getirdi beni.

Uzun zamandır uyandıktan sonra bir süre televizyon ve telefonla ilgilenmiyorum. Geçtiğimiz sabah da aynısını yaptım. Kahvaltımı yaptıktan sonra telefonu elime aldım.

Kahramanmaraş merkezli deprem ve sonrasında yaşananları dehşetle okudum. Dedim ya insan tüm sevdiklerini yanında istiyor diye. Ne yazık…

Telefona sarıldım hemen. Hatların yoğun olacağını, hemen ulaşamayacağımı bile bile denedim arkadaşlarımın sesini duymayı.

Kimisine mesaj attım, kimisiyle telefonda konuşma şansımız oldu. Fakat beklediğim mesaj gelene kadar kaç kez öldüm dirildim sizlere anlatamam.

Karşınızdaki insanın sadece iyiyim mesajı bile öyle rahatlatıyor ki sizi. Sadece tek bir kelime görmek için saatlerce bekledik. Hatta çok uzun süre sadece sessiz kalıp en azından mesajım iletilir mi diye bekledim.

Şu an bu satırları yazarken, henüz bir arkadaşımdan henüz haber alamamış olmanın burukluğunu yaşıyorum. Umarım sizlere güzel haberler veririm bu konuda.

Umarım bir gün okuma şansları olur, buradan birkaç şey söylemek istiyorum…

Canan’a, İrem’e, Emine’ye, Bilge’ye ve Yusuf’a…

Üniversitede geçirdiğimiz onca güzel hatıranın, gülümseyerek hatırladığımız zorlukların, şakalarımızın, dertleşmelerimizin, sabahlara dek muhabbet ederek oturduğumuz o loş ışıklı mutfak masasının kıymetini bilemediğim için bir kez daha üzüldüm.

Ve sizin tüm bu anıların yanında kendi anılarınızı oluşturacağınız hayatı yaşayamama ihtimaliniz bile beni yıkmaya yetti.

Şartlar ve koşullar ne olursa olsun, içinizdeki sevginin gücüne her daim inanıyorum. Karşılıklı kızgınlığımız, inadımız bizi bu günlere getirse de;

Umarım yaşayacak nice güzel günlerimiz vardır. Sağlıklı ve sıhhatli bir ömür sizi bekliyordur umarım.

Son olarak;

Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum, acınızı anlayabilmek mümkün olmasa da paylaşabilmeyi diliyoruz… Allah, ülkemize böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın.

Görüşmek üzere…