Arapça "hzn"(üzmek masdarı) kökünden gelen iç ahengi olan sözcük. Farsça hazan sözcüğü ile hem reel anlamda hem de akustik anlamda inanılmaz uyumludur. Tarif edilemeyen şeyleri tanımlamanın en iyi yolu bence. Bütün duyguların olduğu gibi hüznünde genel bir tanımı var. Kar taneleri gibi birbiri ile iç içe olmasına rağmen kar taneleri gibi birebirinden farklı olan insanların hislerine genel bir tanım yapmak ne kadar doğru olur bilemem. Ama hüznün Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı “Gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı”


Hüzün, tarihsel olarak kanıksadığımız, tarif ederken zorlanmamıza karşın yazısız bir sözleşme gibi hepimizin bildiği bir histir. Modernizm melankoli vasıtasıyla bu hissi ifsad etse de arı bir damarı hala bir yerlerde yaşamaktadır.


Dışa vurulamayan duyguları ve düşünceleri en iyi yazar ve şairler ifade eder. Okuduğunuz bir kitapta bir şiirde uzun zamandır tarif edemediğiniz sizi rahatsız eden hüznün tarifini bulursunuz;

Halil Cibran’ın Ermiş kitabından hüzne bir bakış.

“Fakat tepeden inerken bir hüzün çöktü üzerine ve kalbinden şu düşünce geçti: Kederlenmeden ve huzur içinde nasıl giderim? Yo, hayır, ruhum sızısız ayrılmayacak bu kentten.

Uzundu surları arasında geçirdiğim çile günleri, uzundu yapayalnız geceler; kim çile ve yalnızlığını geride bırakabilir ki içi sızlamadan?


Marius'ün hüznünü Sefiller kitabında anlatan Victor Hugo;

“İçler acısı bir hüzün yaşayan Marius'ün yüreğinde tutku, gözlerinde ise gece vardı. İtilmiş, çekilmişti ve kımıldayamıyordu. Aşk dışında her şey yok olup gitmişti. Aşkı bile sezilerini, ani parıltılarını kaybetmişti. Genellikle içimizi yakan bu ateş biraz da olsa önümüzü aydınlatacak yararlı bir ışık saçar. Marius tutkunun o sessiz öğütlerini dinlemiyor, içinden asla "Keşke oraya gitseydim!", "Şu yolu deneseydim!" demiyordu. Artık adını Ursule olarak anamayacağı kız kuşkusuz bir yerlerdeydi, ama hiçbir şey Marius'e onu nerede arayacağı konusunda bilgi vermiyordu. Tüm yaşamı şöyle özetlenebilirdi: Nüfuz edilemeyen bir sis bulutundaki mutlak belirsizlik. Onu yeniden görmek, onu; hep bunu istiyordu, ama hiç umudu yoktu”


‘Hüzün Nedeniyle Kapalıyız’ diyen Kostas Mourselas


“Bilirsiniz, bazen içimizde hiç itiraf edemeyeceğimiz ya da yüzleşemeyeceğimiz şeyler olur. Kendimizin bile doğru dürüst ne zaman, nereden geldiklerini, ne zaman, nasıl gittiklerini bilmediğimiz şeyler… Tek kelimeyle hep unutmak isteyip de, asla unutamadığımız, yaşamış olmamıza rağmen, yaşadığımızı hissetmediğimiz, mantığımızın dışladığı, reddettiği, yaşamamış olmayı yeğlediğimiz şeyler…”


“Hüzün ve Tesadüf” diyen Mustafa Kutlu


Bir şey yap güzel olsun.Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.

Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığını düşmekten korusun. Rüzgara ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin.

Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın; garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun.

Sözüm sanadır, gidenler zaten gitmiş. Sen kanaati gözet, mütevazı ol.

Bir şey yap adil olsun, haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.

Hak yerini bulur ve elbette hak gelince batıl, zayi olur.

Çabuk parlayan çabuk söner, sabr ile elbet olur koruk helva.

Bir şey yap barış olsun. İnsanlar kin ve nefretten uzaklaşsın. Bombalar patlamasın, çocuklar ölmesin.”