Toplum olarak televizyon kültürüne çok alışığız. Gündelik hayattaki sıradan yaşantımıza verdiğimiz molada tek tuşla kafamızdaki her şeyi bir süreliğine rafa kaldırıyoruz.
Bende bu yöntemi denemeye karar verdim.
Başlarda her şey güzeldi. Günün yorgunluğunu sevdiklerimle izlediğim filmlerle, dizilerle atmak iyi geldi.
Ara ara bunu tek başıma yaparken buldum kendimi.
İki saatlik bir filmde mod olarak düştüğüm ve yükseldiğim pek çok an oldu.
Sürekli bu yönteme başvurmayan biri olarak bunu tek başıma yapmamam gerektiğini fark ettim.
İnsanlar neredeyse her akşam yaşamayacağı şeyleri bir ton gerilimle izleyip, belki de yaşanma ihtimali yıldızlar kadar uzak mutluluklar için bulutların üstüne çıkıyor.
Düşünceleri ile modunu değiştirebilen biri olarak televizyondaki bütün negatifi alıp; 30 yaşında evlatlık olduğunu öğrenen aile şirketinin başındaki en büyük dert benim, başrol oluyorum.
Sonra hala bir yerlerde filizlenmeye çalışan "paramız yok ama sevdiklerimiz var. Geniş ailemiz var. Mutluyuz." havasına bürünüyorum.
Sonra bir gün es kaza anneannemle dizi izlemek gibi bir gaflete düştüm.
Uzun bakışmalar, anlamsız üzüntüler, tekrar uzun bakışmalar, Dark'ı aratmayan soyağacı.
İlk bölümde birbirinden nefret eden ikilinin sezon boyunca devlerin aşkını yaşaması.
İnsanlar televizyonda gördüklerini ve kendi hayatında yaşananları ister istemez kıyasa sokuyor.
Yaşar Zorlu ‘Türkiye’de Bir Popüler Kültür Aracı Olarak Televizyon’ adlı makalesinde bu etkiyi profesyonelce özetlemiş; “Kitle iletişim araçları toplumu etkilemek isteyen büyük sermaye kesimlerinin denetiminde ticarî amaçların güdüldüğü bir etkinlik alanı hüviyetinde, ekonomik gerekçeler belirleyici gözükse de, toplumsal etkileri daha çok kültüreldir.
Toplum üzerindeki etkinliklerini ve yönlendirmelerini her gün kesintisiz milyonlarca insana ulaşan kitle iletişim araçlarıyla yapmak isteyen egemen kesimler, bunu yine milyonlarca insanın izlediği, dinlediği, okuduğu, tükettiği veya katıldığı eğlenceler gibi- kitle ve tüketim toplumunun kültürü olan 'popüler kültür' üzerinden gerçekleştirmektedir.
Öyle ki popüler kültür herkes tarafından veya halkın çoğunluğu tarafından tüketilen kitlesel bir nitelik taşımaktadır. Bu yüzden medya; -günümüzde özellikle de televizyon aracılığıyla-her türlü yayında popüler kültürü olabildiğince kullanmakta ve desteklemektedir.
Öte yandan popüler olmayan etkinlikleri, ürünleri, vs. daha çok izlenmek, daha çok tükettirmek üzere popülerleştirmekte ve kitlelere sunarak, sürekliliğini sağlamak için yenilerini adeta tedavüle çıkarmaktadır.
Bu yüzden popüler kültür ürünleri sürekli değişkendir ve dinamiktir.
Televizyon da sürekli değişen ve değiştirdiği popüler kültür ürünleriyle izlenebilirliğini artırma, kitleler üzerindeki etkinliğini maksimum seviyeye çıkarma çabası içerisindedir.
Bu amaçlar doğrultusunda televizyon ve popüler kültür ürünleri arasında birbirini destekleyen karşılıklı besleyici bir yapı söz konusudur. Karşılıklı beslenmenin ürettiği içerik, kitlelere bir yaşam modeli ve bir tüketim biçimi sunmaktadır. Bu sunum aslında bir anlam
üretiminin parçasıdır.”