Günlük yaşantımızda sakındığımız şeylere zarar geleceğine dair bize evvelden beri öğretilen şeyler, anlatılan hikayeler, söylenmiş sözler vardır. Hepsi kulağımıza küpe olsun diye yaşamış tecrübe etmiş insanlınlar tarafından bize verilmiş nasihatlerdir.
Ama insan yaşayıp görmeden anlamıyor. Bazen anlaması için aynı şeyi defalarca yaşaması bile yetmiyor.
Anladığında da her şey için çok geç oluyor. Değer verdiğimiz insanları, mekanlar, zamanları kaybetmiş oluyoruz.
Bazen geri kazanmak bize dünyadaki en korkutucu şey gibi gelebilir.
Küçük bir çocuğun yatağının altındaki canavardan korkması gibi. Korktuğu için ne yerinden kalkabiliyor ne de huzurla uykuya dalabiliyor.
Büyüyünce orada hiçbir zaman canavar olmadığını anlıyor ama uykusunu kaçıran geceler artık geride kalmış oluyor.
Ne demiştik; korktuğumuz başımıza geliyor. Yıllarca bu sorunsal kafamı kurcaladı hala da devam ediyor açıkçası.
Bir şeylerden korkup kendimizi ona göre programlıyoruz. Nefes alışımızdan, göz kırpmamamıza kadar her hareketimize yansıyor ve sonunda korktuğumuz şeyleri kendi elimizle inşa etmiş oluyoruz. Friedemann Schaub Korku ve Kaygı Çözümleri adlı kitabında durumu profesyonel ifadeler ile şöyle anlatıyor;
“Henry Ford’dan bir alıntıda; -Yapabileceğine ya da yapamayacağına inanıyorsan daima haklı çıkarsın.- der.
Gerçekleşeceğini beklediğiniz ve inandığınız şeyin sadece siz inandığınız ve beklediğiniz için gerçekleşmesi hayatın gerçeğidir."
Biz toplum olarak içimizdeki huzursuzluğu hayırsızlığa yormak için fırsat arıyoruz. (Toplum derken kimseye laf etmek istemem. Tamamen ben ve kendim.)
Aslında olumlu düşünmek için etrafımızda olan pek çok işareti görmezden geliyoruz ya da kaygı anında kendimizi tamamen kapatıyoruz.
Ve elbet bir gün büyük bir ayrım ile karşılaşıyoruz. Ne ileri ne geri gidecek gücü buluyoruz kendimizde.
Çünkü bizden uzakta kalan insanların bizi cesaretlendirdiğini fark ediyoruz.
İnsan ilişkileri hakkında insanın kendi kendine düşünmesi, konuşması, kurması büyük bir zehir.
İki veya daha fazla insanın içinde bulunduğu bir durum kimse tek başına çözümleyemez.
Sorular ya da cevaplar sizdedir ama size soruyu soracak ya da sorularınıza cevap verecek kişinin bir başkası olması gerekir.
Ne yazık ki bu ‘iletişimi tek başına’ çözmeye çalışanlar; sordukça, cevap verdikçe boğulur.
Bir bakmışsınız ki gelmesinden korkuttuğunuz ne varsa sizin davetinizle hayatınızda kendine bir yer edinmiş.