Ahmet Ümit ile bir zorunluluk yüzünden tanışmak benim için büyük bir kayıp olabilir. Ortaokulda Türkçe sınavlarımızın hepsinde bir kitaptan sorumlu oluyorduk. Ve Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar adlı eseri ile de bu şekilde tanıştım.
Zorunlulukla okuduğum ve sonrasında beni kendine çeken bir eser olduğu için yıllar sonra tekrar okumaya karar verdim. Bab-ı Esrar, Şems ve Mevlana’nın dostluğunu sonuna kadar yansıtan ve yaşatan, esrarengiz olayları içerisinde barındıran ve sizi mistik havasına çekiyor. Ahmet Ümit’in çoğu eseri olduğu gibi Bab-ı Esrar’da sıradan bir eser değil. Kendinizi mental olarak hazır hissetmeniz gereken bir eser.
İngiliz bir anne ve Türk bir babanın kızı olan Karen Kimya Greenwood sigorta eksperliği yapar. İngiltere’de yaşamı sürdüren Karen Kimya Greenwood, eksperliğini yaptığı bir otelde çıkan ve iki kişinin öldüğü yangının soruşturmasını yapmak Konya’ya gelir. Gelmesine gelir ama buraya ilk gelişi değildi. Karen Kimya Greenwood, semazen olan babası ile çocukken Konya’ya gelmesine rağmen bu ziyareti hayal meyal hatırlamaktadır. Karen Kimya Greenwood’un bu ziyareti hatırlamamasının sebebi semazen babasının annesini Mevlâna aşkı yüzünden terk edip gitmesi. Ve Karen, Konya’ya adım attığı andan itibaren olaylar başlar.
Okuduğumuz kitaplarda sadece yazılan değildir bize anlatılmak istenen. Kendimizden de bir şeyler bulmamız istenir…
İki okumamda da dikkatimi çeken bir cümle üzerine biraz konuşmak istiyorum;” Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür, bir testi suyla doyar: bazılarınınki ise sonsuzdur, okyanuslar bile onların susuzluğunu gideremez.”
Hiç fark ettiniz mi son zamanlarda etrafınızdaki herkesin gönül dağarcığının bir testi bile değil bir yudum suyla dolduğunu. Kendi, kolay dolup taştığı için ektiğiniz, emek verdiğiniz nice fidanları heba ettiğini.
Bir yudum su ile kendi boğulduğu için ardına sizi katarak, gönül dağarcığı engin okyanuslar gibi olan güzelliklerden uzaklaştırdığını.
Siz siz olun bir testi su ile gönlü olan insanlardan, kendinizi ve okyanuslar gibi sonsuz yürekli insanları koruyun.