İnsan, ister istemez kendisinden uzakta olan, bir daha dokunamayacağı kadar geçmişte kalan anılarla yaşamaya alışıyor. Eskilerin geri dönülmez oluşundan mı yoksa hakikaten daha samimi zamanlarda gerçekleştiğinden mi bilinmez ama içimizde hep bir geçmiş zaman özlemi var.
Bir araya geldiğimiz herkesle geçmişi yad ediyoruz. Herkes kendi geçmişine dair şeyler paylaşıyor. Belki de çocukken daha masumduk. O çocuk saflığı ile yaptıklarımız şimdi yaptıklarımıza göre daha haklı görünüyor gözümüzde. Belki de daha sevimli.
Bugün bir imkanım olsa, ortaokul-lise yıllarıma dönmek için elimden geleni yaparım. O zamanları tekrar yaşamak isterim ve o dönemden kiminle konuşsam o da aynı şeyi istiyor. O zamanlar bir sorun yaşamadık mı? Tabii ki yaşadık. Bunlardan bazıları bizim kendi hatalarımızdı bazılarını da kendi gözümüzde biz büyütüyorduk.
Ergenlik döneminin getirdiği bir özellik herhalde bu. Başımıza gelen küçücük olayları bile dünyanın sonu gibi görürdük. Şimdiki dertlerimizin bazıları o zamanlarda da vardı. Mesela zamanında maddi anlamda çok zorluk çekmiştik. Tabii ekonomik durum hepimizi etkilemişti.
Arkadaşlarımla bir çiğköfte dürümün parasını birleştiremediğimiz zamanlar oldu. Bu arada çiğköfte dürüm o zamanlar 1,5 TL gibi bir fiyata satılıyordu. Ve biz bunu bile bir araya getiremiyorduk. Sonra bir yerde şansımız döndü. Şansımızı, bir başkasına şans yaratabilmek için kullandık.
Lisede giriştiğim, hala devam ettirdiğim muhteşem bir yardım grubu var. Aslında bir araya gelme amacımız çok farklıydı. O zamanlar okuduğumuz bölümle ilgili hayallerimiz vardı. Lisede bilgisayar eğitimi görmüş, bunun da ileride bize çok katkısı olacağını düşünmüştük. Hatta bu eğitimin ilkokul çağlarından itibaren müfredatta olması gerektiğini savunmuştuk henüz 2012-2013 yıllarında. Bunun için de anlaşma sağlayabildiğimiz okullarda bilgisayar derslerini organize edip yazılım eğitimi vermiştik.
Şimdi konu hakkındaki gelişmelere bakıyorum da belediyeler de yerelde kod çalışmasını güçlendirmek için bazı çalışmalar yapıyor. Okullarda, çoğunlukla özel okullarda artık öğrencilere küçük yaştan itibaren kodlama dersleri veriliyor.
Bize zamanında fırsat verilseydi, çok daha fazla şey yapabilirdik diye düşünüyorum. Keşke biz de biraz daha üzerine düşseydik bu işin. Kendimizde de hata görüyorum şimdi. O zamanlar daha çabuk pes ediyormuşuz. Fakat yine de, her şeyde bir hayır varmış. Bu planımız olmayınca kendimizi destek grubuna çevirdik.
Oturup sohbet ederken fark ettik ki herkesin, grubun her bir üyesinin ilkokul ya da ortaokul çağlarında maddi imkansızlıklar sebebiyle yaşadığı kötü şeyler var. Ve bunu ne yazık ki yaşamaya devam eden çocuklar da var. İşte tam bu noktada gözümüzde bir ışık belirdi. Dedik ki bizim yaşadıklarımızı, hiçbir çocuk yaşamasın.
Böylelikle grubumuz, bugünkü haline dönüştü. Tabii ki o zamanlar imkanlarımız daha azdı. Şimdi çok şükür, bir başkasına rica etmeden bazı şeyleri halledebiliyoruz. Gözümüzün değdiği, elimizin dokunduğu, kolumuzun uzandığı her çocuğa yardım etmeye çalışıyoruz. Gerek maddi, gerek manevi. Ve bu belki de yirmi beş yıllık hayatımda yaptığım en güzel şeylerden birisi.
İsimsiz bir şekilde, kimse görünmeden, kimseye fark ettirmeden, kimsenin onurunu ve gururunu incitmeyecek şekilde devam ediyoruz. Bıraktığımız kolilerin içinde birkaç satır yazının dışında, bizim bulunmamız için hiçbir şey koymuyoruz.
İsimsiz devam ediyoruz çünkü kendi içimizdeki canavara yem olmak istemiyoruz. İyiliğin saklı kalması, gösterişsiz bir şekilde devam etmesi için çaba harcıyoruz. Bir başkasına yardım etmeyi sadece insan olduğumuz için istiyoruz. Bu uğurda da çok fazla şey feda etmeye hazırız. Belki de bu kadar başarılı olmamızın, bugün bu noktada yer almamızın en büyük sebeplerinden birisi budur.
Birine yardımcı olabildiysek, birinin yarasını sarabildiysek ne mutlu bize. Sözlerimi, arkadaşlarımıza ilettiğimiz kolilerin içindeki notla bitirmek istiyorum;
“Her iyilik bir dalga yaratır. Sonunda mutlaka size dönecek bir dalga”
Görüşmek üzere.