Kitap okuma listelerinde üst sıralarda yer alan Körlük, José Saramago tarafından 1995 yılında kaleme alındı. Can Yayınları tarafından 2009 yılında basılan baskının arka kapağında olay örgüsü şu şekilde özetleniyor;

“Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm etik değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlar. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz'in yaşayan en önemli yazarı José Saramago, bu çarpıcı romanında, körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin "liberal demokrasi"nin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmış ve yaşatmıştır.”

José Saramago gerçekten çok büyük bir yazar, buna hemen hemen her sayfada, tekrar tekrar şahit olmak mümkün. Hemen her sayfasında «insana» olan güvensizliğin ve insanın içerisinde, özünde taşıdığı vahşiliğin dışavurumunu görmek hatta hissetmek mümkün. Sanırım zamanında hemen hepimiz acaba kör olsak nasıl olurdu sorusunu kendimize yöneltmişizdir.

Hayatımızın içinde yer alan ve kör olan insanların anlaması gereken çok şey bu kitapta yer alıyor.

“Körlerin ışık yanılsaması denebilecek bir üstünlükleri vardı. İster gündüz, ister gece olsun, ister sabahın ya da akşamın alacakaranlığı, şafak vaktinin sessizliği ya da tam öğlenin gürültüsü,körler,siste kalmış güneşe benzeyen görkemli bir beyazlık içinde hareket ediyorlardı. Körlük onlar için, basit bir karanlık içinde değil, parlak bir ışık içinde yaşamaktı.”