İnsan hayatı boyunca pek çok şey duyuyor. İnsanların sözleri, imaları, davranışları belki de insan ilişkilerimizde soruna yol açan en büyük etken.
Özellikle söylediği ve yaptığı şeyler birbirinden farklı olan insanlar, bizim hem hayat enerjimizi hem de bağlılığımızı yok ediyor.
Bir ortamda bulunan insanların her daim açık sözlü olması gerektiğini düşünmüşümdür. Bunu ister dini alana çekin, isterseniz de sosyo-kültürel alışkanlıklarımıza. Benim için bir arada olmanın en temel şartlarından biri açık olmak.
Düşündüklerin, duyguların ve hissettiklerin üzerine açık olursan, karşındaki insana kendi kafasında kurma şansı tanımazsın.
Fakat sonra fark ettim ki aslında bazı insanlar, bunun tam tersini yapmak için gün sayıyor. Fırsat kolluyorlar bunu denemek için. Özellikle kapalı cümleler, kapalı kapılar insan ilişkilerine çok zarar veriyor.
Özellikle söylediğiniz bir şeyin çarpıtılarak bir başka şeye dönüşmesi, ilişkiye en büyük darbelerden birini vuruyor. Oysa anlaşmak ne kadar kolay. İsteğiniz, düşündüğünüz, kızdığınız şeyleri açık açık konuşursanız, karşınızdaki insan da daha açık bir şekilde yaklaşmaya başlar.
İkili ilişkilerde en katı kurallarımdan birisi budur.
Fakat bir ilişkiye, herhangi bir ilişkiye üçüncü bir kişinin dahil olması bütün dengeleri alt üst edebilir. Ve bu dengelerin bozulması gerek mental gerekse fiziksel anlamda sizi yerle bir edebilir. Bir ilişkinin içine üçüncü bir kişinin girmemesi gerektiğini de bu kötü olaylarla öğreniyoruz aslında.
Hatta üçlü arkadaşlıkların bir noktada kopmasının sebebi de bu. Çünkü biz korku duyduğumuz, çekindiğimiz şeyleri birebir ilişkimiz olan biriyle konuşamıyoruz. Dert anlatma adı altında x kişisine anlatıyoruz.
Oysa bunları cesaretimizi toplayıp sorun yaşadığımız kişiye söyleyebilseydik, başkalarının da gazına gelmeden bu olayı çok kısa bir şekilde çözebilirdik. Bizim en büyük sorunumuz bu. Araya başkalarını katmak, uzun vadede geri dönülmez hasarlara yol açıyor.
Başlangıçta masum gibi görünen ilişkilerimiz ve davranışlarımız aslında içten içe bizi tüketmeye başlıyor. Ve bu tükenişi ne yazık ki son anda fark ediyorsunuz. Bu noktadan sonra sorumlu aramak, çözüme kavuşmak biraz imkansız.
Biraz diyorum çünkü aslında hala bir çıkış yolunuz var. Ve tabii ki bunun yolu yine konuşmaktan geçiyor.
Unutmayın, konuşarak çözemeyeceğiniz hiçbir şey yok. Ve siz bu tükenme noktasında bir adım atmaya karar verirseniz, ortada dönen işler birer çorap söküğü gibi devam ediyor. İşte o zaman taşlar yerine oturuyor, gerçekler gün yüzüne çıkıyor.
Bir insan, bir yalan söylerken ya da biri arkasında iş çevirirken emin olduğu tek bir şey olmalı; bu oyunların bir gün ortaya çıkacağı.
Çünkü gerçekler, er ya da geç kendini belli eder, açığa çıkar. O noktada bugüne dek söylediklerinizin, haklı olarak yaptıklarınızın, büründüğünüz tavrın hiçbir önemi kalmıyor çünkü manipülasyona alet edildiğinizin farkına varıyorsunuz.
Kendimi zeki biri olarak görürüm. Olayların gidişatını çabuk kestiren, planlananları anlayabilen, gerektiği yerde gerektiği gibi davranabilen biriyimdir normal şartlarda. Fakat şartlar normal olmayınca, benim de sekteye uğradığım bazı yerler oluyor.
İnsan, kendi aklına gelmeyen bir planın fark etmekte oldukça gecikiyor. Fakat bir yerde, herhangi bir akşam insanın zihninde ışık yanmaya başlıyor. Bu ışığın aydınlattığı noktalar, bazı boşlukları olsa da, olayı çözmenizde size yardım ediyor.
Tam da bu noktada, bazı şeyleri çözebilmek için biraz onlar gibi düşünmek gerekiyor. Bir insana zarar vermek için neler yapılabilir, hangi yollar izlenebilir bu noktaların üzerine kafa yormak lazım. Ben hep derim ki, iyiler bu dünyada kaybetmeye mahkumdur. Çünkü kötünün aklında birden fazla plan vardır. İyinin tek planı, iyi olmak ve iyi kalmak üzerinedir.
Kötüyse birden fazla plan yapar. Herhangi bir planının suya düşme ihtimaline karşı sandığınızdan daha hazırlıklıdır. Tam da bu yüzden kazanırlar.
Yoksa kazandığını mı düşünürler?
Görüşmek üzere.