Şuana kadar hayatınızda kaç kere asla dediniz? Keşke dediğiniz olayların, insanların, zamanların geri alınamayacağı kadar çok olduğuna eminin. Ve kaç kere ‘bir daha asla’ dediğiniz, hissettiğiniz anlar için çok aceleci olduğunuzu hissettiniz.

Hiçbir şeyin geri dönüşünün olmadığı anlarda bir fırsat için kapıyı gözetlemek yerine, asla ya da keşke demek yerine oturup düşünmek gerekiyor. Ve ardından konuşmak.

Bazen hayatınız için iyi olduğuna inandığınız bir adım atma fikri, bu fikir üzerine eyleme geçmek sizi dönüşü olmayan yollara ve daha fazla keşke ve asla ya sürüklüyor.

Zaten karmaşık olan insan ilişkilerine görünmeyen bir el tarafından müdahale edildiği an her şey daha büyük bir çıkmaza sürükleniyor. Tam da bu anda konuşulacak bir şeyin kalmadığını düşündüğünüz, hissettiğiniz anda aslında yapılacak çok şey oluyor.

Bir daha asla olduğunu düşündüğünüz bir şey üzerine harekete geçmek bazen mantıksız gelebilir. Tam olarak mantıksız demek doğru olmaz da. (İnsan ilişkileri böyle işte; hakkında yazmakta, konuşmakta, eylemde bulunmak da güç hale geliyor. Söylenen şeylerin yanlış anlaşılması, bazen konuyla uzaktan yakından alakası olmayan insanlar tarafından oraya buraya çekilmesinde korkuyor insan.)

Sizin veya insanların söyledikleri, içerisine girdiği davranışlar üzerine uzaklaşmanızın en doğrusu olduğunu düşünürsünüz. Çünkü; düşündüğünüz, hissettiğiniz onca şey karşısında, yapacağınız tek bir şey anında kaybolmanıza sebep olacaktır.

Maalesef en az iki kişinin arasında geçen ilişikleri sağlıklı bir şekilde yürütecek gücümüz, becerimiz ve imkanımız olmadığında dışarıdan gelecek herhangi bir darbe için hazır bulunuyoruz. Öncelleri kolaylıkla üstesinden gelinen şeyler, tam o anda en ufak darbede yerle bir oluyor/-muş gibi geliyor.

Bu tarz karmaşık durumların içerisinde bazen çok düşünmemek gerekiyor. Çünkü düşünmek zaman zaman insanı zehirliyor. Fazla düşündüğünüz noktada zehirli bir meyve yemiş gibi halüsinasyonlar görmeye başlıyorsunuz.

Tamamen kendinize geldiğinizde de yaşadıklarınızın gerçek olamaması için dua ediyorsunuz. İnsan ilişkileri konusunda sağlıklı bir geçmişe sahip değilim. Olaylar bittikten sonra gerçeğin ne olduğunun farkına varabiliyorum. Ama bu güne kadar kimse ile birebir bir sorun yüzünden tartıştığımı hatırlamıyorum. Orta hep üçüncü, dördüncü, beşinci…

Hep birileri vardı. Bazen teke tek konuşmalar konusunda istekli olmamın ve insanlarla teke tek yaptığım konuşmalarda konu üzerine düşüncelerimin daha net olmasının da sebebi bu olsa gerek. ‘Sadece ben’ demek değil bu, yanlış anlaşılmasını istemem. Bazen bazı insanlara söylemeyeceğiniz, size söylenemeyecek, sizin ve onların bilmemesi gereken şeyler olabiliyor.

Dev bir kartopunun ya da dev bir yün yumağının ilk katmanını görebilmişiniz. Dışarıdan gördüğümüzü ya da bildiğimizi sandığımız şeylerin o boyutta nasıl geldiğiniz bazen bilemiyoruz, bazen söyleyemiyoruz.

Söyleyemediklerimiz için bahaneler üretiyoruz, kartopunun altında bırakıp isteyerek zarar verdiğimiz insanlara hasarın neden büyük olduğunu boyut olarak açıklayabilsek de en alt katmanı gösteremiyoruz.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi birileri kartopunu var gücüyle iterek daha büyük tahribata yol açmak için çabalıyor. Çarpışmaların, kırgınlıkların, keşkelerin, aslanın olduğu dev bir yığın her yana zarar veriyor.

Ve bekliyorsunuz, güneşim çıkıp buzları eritmesini. Ama ya güneş bir daha asla çıkmazsa, güneşi aramak için gidilen yolda sadece karanlık olursa?

Bu durumda bunun bedelini ödemesi gereken ve bu bedeli ortaya çıkaran bambaşka kişiler olacak.

Siz siz olun ne olursa olsun konuşun. Karşınızdaki kişinin size dünya üzerindeki en büyük acıyı yaşatacağını bile bilse konuşun. Zaman bazı şeyleri bırakmak için çok olmayabilir.

Güneşli günleri beklediğiniz değil de güneşli günlerin tadını çıkarabildiğimiz başka bir hayatta görüşmek dileği ile.