Seçim yapmaya başladığımız andan itibaren karar verdiğimiz her şey bizi şu an bulunduğumuz noktaya getirdi. Bir yerlerde birkaç saniye oyalanmak, erkenden yola çıkmak, sağdan dönmektense soldan dönmek, gelen davetleri kabul etmek ya da etmek, çalan telefonları açmak ya da açmak ve daha niceleri.
Geçen gün uzun zamandır görüşmediğim benim üzerimde çok emeği geçmiş ve son zamanlarda sıkıntı bir şekilde rüyalarıma giren bir büyüğümün oğluyla karşılaştım. Bir senedir neredeyse her gün kullandığım yolda ilk kez onunla karşılaşmıştım.
Önümde üç yol seçeneği varken o yolu seçmiştim. Bir süre durup konuştuktan ve ayrıldıktan sonra kendi kendime ‘iyi ki o yolu tercih ettiğimi, demek ki bir sebebi olduğunu’ söyledim.
Zaten bunu sürekli yapmıyor muyuz?
İyi veya kötü başımıza bir şey geldiğinde seçtiğimiz yolu sorguluyoruz. Ben yapım gereği daha çok kötü şeyler olduğunda ‘neden bunu tercih ettim’ diye söylenirim. O başka bir günün konusu...
Çoğu zaman yaptığım bir tercih üzerine düşününce bunu seçmeseydim ne olurdu diye düşünüyorum. Monolog şeklinde gerçekleşen bu beyin fırtınasın sonucunda; hayatımdaki olumlu şeyleri olumsuzlara değişmiyorum.
Ama yine de ‘Ya böyle yapsaydım ne olacaktı? sorusunu sormadan da edemiyorum.
Zaman yolculuğu ile ilgili yapılmış filmlerin neredeyse hepsini izledim. Hepimizin bildiği klasik Geleceğe Dönüş filmde bir yumruğun McFly ailesinin yaşamını nasıl değiştirdiğine şahit olduk.
Zaman yolculuğunun tek bir kuralı vardır: Asla zaman akışını değiştirme.
Bunu yapmayacaksam neden kalkıp geçmişe gitmek isteyim ki?
Kaldığım yerden geleceğimi değiştiririm. Sanırım gerçekleşmiş bir şeyi düzeltme imkanı; gerçekleşecek şeylere şekil vermekten daha iç açıcı geliyor.
Gelecek; henüz yaşanmamış ve gizemlerle dolu.
Hangimizin aklından ‘Şimdiki düşüncelerim ve tecrübelerimle geçmişe gitsem’ diye geçmiyor ki.
Bazen hayat bir çıkmaza girdiğinde bundan bir yıl sonrasına gidip 5N 1K sorularının cevabını aramak istiyorum.
Ama insanoğlu değil mi durum iyi olsa da kötü olsa da bugününü boş verir.
Bütün bu soruların, bilinmezlerin ve isteklerin arasında gidip gelirken geçmişin yansıması, geleceğin inşası olan ‘bu anı’ kaçıyoruz.
Şu an bunları düşünüp bir yandan yazıya dökerken yarın sabah uyandığımda ‘keşke daha erken yazsaydım, bu kadar geçe kalmasaydım’ diye kendime söyleneceğim.
Bu kadar geçmiş, gelecek, neydik, ne olacağız diye düşünüp yazıyorum. Şu dakika şu saat kafamı kaldırıp baktığımda anda kaldığım pek çok zaman geliyor aklıma.
Sanırım bizi anda tutacak insanlarla olmadığımızda geçmiş, gelecek diye düşünüyoruz.
Geçmişte yaptığınız hatalar, ders çıkardığınız hatalar, açtığınız telefonlar, yürümeye karar verdiğiniz yollar, şu ‘an’ sizi geleceğinize taşıyor.
Nasıl bir yolculuk olacağı büyük bir muamma. Zaten gelecek geçmiş olduğunda dönüp ‘bak işte böyle yapsaydık/ yapmasaydık’ diye kafa patlatacağız. Usta Ugvey’in dediği gibi “Dün, artık tarih oldu. Yarın ise bir bilmece. Ama bugün, sana hediyedir. Bunun kıymetini bilmek gerekir.”
Pişman olmadığınız, her şeye rağmen yol arkadaşlarınızla birlikte hep ufka baktığınız, ahlanıp vahlanmaktansa ‘iyi ki’yi eksik etmeyeceğiniz; açık ve aydın bir yolda yürümeniz dileğiyle.