Çoğu insan iş hayatının getirdiği zorunlulukla koca gün masa başında çalışıyor. Memurlar ya da ofis çalışanları için masada oturmak bir zorunlulukken esnaflar için koca gün oturmak büyük bir zorluk. İşleri hareketleri olmadığı için bazen bütün gün oturuyor.
Rahatına düşkün olan insanlar, koltuk gibi bir seçenek varken sandalyede oturmayı tercih etmez.
Yaklaşık bir buçuk senedir yarı masa başı yarı sahada çalışan biri olarak gün sonunda gün içinde hareketli olmanın veya koca gün sadece oturmuş olmanın verdiği yorgunlukla saatlerde sandalye tepesinde oturduğum zamanları hatırlıyorum.
Çalışmaya devam etmek için değil yanlış anlaşılmasın.
Sohbet etmek için, dertleşmek için, anlamak için, anlaşılmak için..
Hiçbir anından gram pişmanlık duymadan hem de. Aynı sırt ağrısıyla aynı yorgunlukla yeni güne devam ettik.
Ama ne sırt ağrısı ne de yorgunluk kimsenin umurunda olmadı.
Ertesi güne yenilenmiş ve deşarj olmuş bir şekilde devam ettik.
İnsan elinde olanın kıymetini anlayacak kadar ya da o kıymeti koruyacak kadar sağlam duygulara sahip olamıyor bazen.
Memnuniyetsizliğinden midir bilinmez ama kendini dinlendirmeye vakti olduğu zamanlarda da söylenip durur.
Kendini bir gün doğumundan diğer gün doğumunu gördüğü günlerden daha yorgun, bitkin ve tükenmiş hisseder.
Bir şeyler eksik kalmıştır çünkü.
Tamamlamamak için cesareti olamayan, en çok ihtiyaç hissettiği şeyleri.
Bizler neden böyleyiz;
Bizim için doğru olanı bildiğimiz halde neden bizi iyi hissettiren şeyin peşinde kendimizi sürükleyip duruyoruz.
Çünkü neden biliyor musunuz?
‘iyi his’ tam o an belki tam olarak bilimsel bir açıklaması olmayan ama her hücresine kadar işleyen o iyi hissetme durumu. Mutluluk, sevinç, umut, huzur…
İyi olan bütün duygularla boşlukları doldurabilirsiniz, size bırakıyorum.
O his benim için daima hissedilen şeylerin aksine mavidir, serindir.
Her şey olması gerektiği gibidir, mavide herkes mutludur.
Ama kırmızı yandığı an. İşte o an tamamen karanlık.
Ne yapmış olursanız olun, haklı ya da haksız, katil ya da maktul, kurnaz ya da kandırılan.
Öyle bir an geliyor ki, birinin ağzından bir daha kendi adınızı mavideki gibi duyamayacağınızı düşündünüz belki de fark ettiğiniz an.
İşte o an mavi kırmızıya dönmekle kalmıyor. Birden patlayıveriyor.
Sisteminize bağlı olan her şeyin bir anda bağlantısı kesiliyor ve bir süre kendinize gelemiyorsunuz.
Her daim sağınızdaki ve solunuzdaki güzelliklerin değerini bildiğiniz; yürüdüğünüz yolda, yol arkadaşlarınızın sınırlarına (karşılıklı bir biçimde) dikkat ettiğiniz bir çizgide yürümeniz dileğiyle.