Kırklareli’de boş zamanımı genelde sosyoloji okumalarıyla geçiriyorum. Bu yüzden bugün sizlere modern zaman kavramını anlatacağım. Serbest zamanlarında da insanlar, birer tüketim makinasına dönüşmeye başlamışlardır. Çünkü insanlar tükettikçe, üretimde varlığını sürdürmeye devam edecektir. Kişi bir malı raftan alır almaz o tekrar ve yeniden üretim sürecine çoktan girmiş olur. Toplumumuzda artık ne yaptığından ziyade ne giydiğin, ne kadar sosyal medyada yer aldığın ya da nasıl tükettiğin önemli olmaya başlamıştır. Bu anlamda reklam son derece bireysel bir hâle gelmiş, kişilerin kendileri birer reklam aracı olmuş, reklam yapılan şeyde reklamın ta kendisi hâlini almıştır. Bir şeyin “sözde” gerçek değerinden çok, onun nasıl pazarlandığı, süslendiği ve vitrine konduğu önemli ve dikkat çekici hâle gelmeye başlamıştır. Bunun en net örneğini sosyal medyada, kişilerin bizzat kendilerini, birer ambalaj kâğıdına koyarken yaptıkları eylemler olarak görebiliriz
En son araştırmalar aslında tahmin ettiğimizden daha az süreyi sosyal medyada harcadığımızı gösterir hâle gelmiştir. Sosyal medya kullanımını en çok 2 saat olarak beyan edenlerin yüzdesi %67 olarak bulunmuştur.24 Bunun yanı sıra çağımızda en büyük sosyal kontrol araçlarından bir tanesi olan televizyon ise popülerliğini bir dönem sosyal medyaya kaptırsa da bunu tekrar kazanmış gibi gözüküyor. Çünkü 2013 yılında ortalama harcanan zaman 3.2 saat iken, şimdi ise düşüş olduğunu gözlemlemekteyiz. Bunun en önemli rolü, tekrar ederlik gibi gözükmektedir. Sosyal medyada videolar, belirli “caps” adı verilen eğlenceli fotoğraf üstü yazıları artık belirli bir doygunluğa ulaşmakta; sosyal medya, belirli bir “üretim” yeri ve propoganda yeri olmaktan daha ziyade, var olan şeylerin tekrar paylaşıldığı ve hatta tekrar tekrar paylaşıldığı, üretimin ise neredeyse hiç gerçekleşmediği bir gerçeklik olarak giderek gözden düşmektedir ve düşmeye devam edecektir.
Kitle iletişim araçları (bilgisayar, telefon, televizyon vb.) modern toplumun artık vazgeçilmez unsurlarındandır. Kitle iletişim araçlarının sağladığı olanaklar yaşamımızı kolaylaştırmakta ve her şey giderek daha hızlı gerçekleşmektedir. Evimizde kullandığımız eşyalarda bile küçük hareketlerle daha çok işler gerçekleştirmekteyiz. Örneğin; tek bir dokunuşla evimizin oturma odasını sinema salonuna dönüştürebiliyoruz ya da telefonda yine tek bir dokunuşla farklı ülkelerden insanlarla sohbet edebiliyoruz. İnsanlar teknolojinin sağladığı bu kolaylığı her yerde görmek istiyorlar ve göremeyince de sıkılmaya başlıyorlar. Kitle iletişim araçlarının en etkili faktörü ise televizyondur. Televizyonda yayınlanan diziler ve reklamlar tamamen kişiye kendini özel hissettirerek abartılı bir dille her şeyi gösteriye dönüştürmektedir.
Bu sürecin sonunda ise tüketim giderek artmaktadır. Reklam endüstrisi, aslında televizyon kültürünün devamının ta kendisidir. Reklamlar olmadan ne bir dizi ne de bir şov programı düşünülemez. Hepsinin varoluş gayesi aralarda sunulan reklamlardır. Reklam gelirleri, maaliyetleri karşıladığında estetik kaygılar ne olursa olsun diziler ya da programlar sona ermektedir. Türk televizyonlarında 10 yerli kanalda 49 yerli dizi gösterilirken, bunlardan 31 tanesi 1 yıl içerisinde yayından kaldırılmıştır.25 Bunun tek sebebi, insanların ellerinde tutttuğu sihirli tuşla başka bir kanala geçmesi ya da geçmemesi. Tam da bu sebepten var olmak için yapımcılar, belirli anlamda sosyolojiye ihtiyaç duymaktadırlar. Serbest zamanlarda insanların beklentileri, görmek istedikleri en önemlisi de varlıklarını devam ettirebilmek için takip etmek istediklerinin analizini yaparak buna göre yapımlar ortaya koymak zorunda kalıyorlar. Bu anlamda serbest zamanlar sosyolojisi, sektör için de ayrı bir önem kazanıyor.
Her yıl hepimizin karşılaştığı yılbaşı, sevgililer günü ya da anne ve babalar günü gibi faaliyetler tamamen modaya yönelik ve batı kaynaklıdır. Bu günlerin oluşmasında küreselleşmenin de etkisi görülmektedir. Medya bu süreçte oldukça etkili bir faktördür. Özel bir anlamı olan bu günlerde vitrinler o günün anlam ve önemine göre tasarlanmakta ve reklamlarda sürekli bugünlere özel olarak hazırlanmaktadır. Türkiye’de de görülmekte olan bu tarz faaliyetler, modernlik adı altında gerçekleşmektedir.
“Tüketim toplumunda birey, tüketici kimliğiyle ön plana çıkartılmaktadır. Söz konusu tüketim ise herhangi bir ihtiyacı karşılamaktan ziyade prestij kazanma, diğerlerinden farklı olduğunu ya da bir gruba bağlı olduğunu hissettirme, kimlik edinme, statü değiştirme ya da modern olma gibi daha çok simgesel değerler adına yapılmaktadır.” Moda kavramıyla daha doğru bir ifade ile modaya uymak adı altında insanlar tükettikleri ölçüde statülerinin yükseleceğini, üst sınıfların yaşadıkları bir yaşama dâhil olacaklarını düşünmektedirler. X arabasında sahip olursam, X reklamında gösterilen X kızına, X yakışıklılığına da sahip “olmuşum gibi” olur, şeklindeki son derece basit ve saçma bir önermenin, doğruluk değeri ne olursa olsun hayatımızın içine işleyerek, insanların milyon dolarlık bir “ikna” endüstrisi içerisinde yer alması, popüler kültür ve modanın kendisi hâline gelmiştir.
Bütün bu olanlar ise yine hipotetik bir önerme üzerine kuruludur. Yani benim X arabasına sahip olmam, tek başına anlamsızdır. Benim X arabasına sahip olmam ve ben X arabasına sahip iken senin X arabasına sahip kişiler hakkında düşündüğün X yargılarında bulunma ihtimali, beni X arabasını almaya iter. Bu tamamen hayal ürünü bir dünyanın, “milyon dolarlık” bir dünya hâline gelmesi, gerçekten de muazzam bir “abra kadabra”dır.