Hafta sonum kalabalıkla geçti. Önceleri kalabalık aile ortamları beni çok geriyordu. Sanırım bazı figürlerin eksikliği beni öfkelendiriyordu.
Ama zamanla eksiklikleri kabullenmem ve onlarla yaşamayı öğrenmeye başlamam bana çok şey kazandırdı.
İnsanoğlu işte bir şeye alışıp, kabul edince, bir şeyi yoluna koyunca illa oturup bekleyecek “Bazı şeyler yolunda şimdi beni kötü ne bekliyor?” ve denedir bilinmez kötü olan şey gelip buluyor.
Kötü ihtimali düşünüp çağırdığımızdan mıdır? Yoksa gerçekten olacağından mıdır bilinmez?
E. T. A. Hoffmann, bir hissin önceden hissedilmesi hakkında;
“... Altıncı his, ister bir şahıs ister bir eylem isterse bir mesele olsun her türlü şeye bakıp hemen bir ayrıksılık görmeye meyillidir, biz de sıradan hayatta bu ayrıksılığa bir karşılık bulamadığımız için onu olağanüstü addederiz.
Ama sıradan hayat nedir?
Ah, burnumuzu dört bir yana çarptığımız daracık bir çemberin içinde dönmektir fakat insan günlük yaşamın ritmik ve tekdüze koşusu içerisinde arada bir sıçramak ister.”
İnsanlara birebir diyaloğa girmeye başladığım andan itibaren her şey olumlu bir şekilde ilerlerken ansızın içime düşen “Acaba bu sefer kötü gelir mi?” düşüncesinden sonra kötü olan geldi.
Kimseye de bunu açıklayamadım, denedim, olmadı.
Sonra böyle zamanlarda susamaya başladım ve susunca daha kötüsü geldi.
Ama derler ya yol kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.
Nerede durduğumu bilmediğim içinmiş son suskunluğum ve sonrasında gelen kötülük.
Konu hep dağılıyor dimi…
Bunun sebebi kalem ve kağıdın sessiz olması ve iyi de olsa kötü de olsa sizden yana olması.
Boşuna yazmamış İlhan Berk, “…elinde yazmak denilen bir tek araç vardır. Onu dileğince kullanmalıdır. Ereğini bununla gerçekleştirecektir. Yazmak araçtır onun için, kendini doğrulayabileceği biricik araç. Sözcükler yeni anlamalara bürünüyorsa, yeni anlamalar kazanmışsa, onların hakkını vermelidir. Varoluşun bu eytişimsel sürecini saptamaktır işi.
Orada yaşamaktır. Her şey onun elinde yeniden varolmaya, yani ölüme hazırlanmalıdır. Eline aldığı kalem, somutlaştırdığı yaşamaları öldürmek içindir. Onları kendinde öldürüp, başkaları için var etmedikçe, işinin bitmediğine inanır.
Umudu, seviyi öldürmedikçe, var olmayacaktır umut da, sevi de. Yeryüzündeki bu karaların silinmesi, düşmanlıkların kökünün kazınması, gökyüzünün genişlemesi bu yıkıcı, bu yapıcı eylemine bağlıdır onun.”
Yazdıklarımızı gerçeğe dönüştüren ‘mürekkepten bir yüreğimiz’ olsa ne değişirdi?
Yaşamak yaşarmak için neler yazardık…