Kırklareli’de yazılı olmasa da bazı kuralların yer aldığını söyleyebiliriz. Bir toplumun, varlığını sürdürebilmesi için toplumsal düzeni, yani bireyler ve gruplar arasında gerekli ilişkileri sağlayabilecek ve koruyabilecek bir takım kurallar yaratması gerekir. Yani, toplumsal yaşamda bireylerin tutum ve davranışlarının belirli kural ve ölçütlere göre örgütlenmiş olması zorunludur. Böylece bireyler, kendi tutum ve davranışlarının sınırlarını gösteren ve bilinçli ya da bilinçsiz olarak uyguladıkları bu soyut modeller sayesinde, diğer bireylerin belirli bir durumda nasıl davranacaklarını, nasıl bir tutum takınacaklarını öngörebilme olanağı bulurlar.
Bu anlamda, belirli bir durumda uygun olan ya da olmayan değer, tutum veya davranışın ne olduğunu belirleyen ve yaptırımla desteklenen ortak toplumsal kurallara norm denir. Çağdaş toplumlarda, bütün toplumsal örgütlenme türleri, kendilerine özgü norm sistemleri yaratmak zorundadırlar. Birey, ilişkide bulunduğu birçok toplumsal grubun normatif sistemini bilme ve uygulama durumunda kalabilir. Bu durum çağdaş toplumların birer norm bütünü niteliği almasına neden olmaktadır. Ancak bu normları değişmez birer toplumsal varlık olarak değerlendirmemek gerekmektedir.
Çünkü her toplum, kendisine bir önceki kuşaktan miras kalan normları, kendi gereksinme ve isteklerine göre değiştirebilir veya bütünüyle ortadan kaldırabilir. Normlar genellikle bir toplumun varlığını sürdürmesinde işlevsel bir değer taşıdıkları oranda benimsenir ve uygulanır. Normlar genellikle sosyalleşme sürecinde öğrenilir ve birey için bir alışkanlık niteliği alır. Ancak sosyalleşmenin bilinçli öğrenme aşamasında, birtakım normlara uymamanın toplumsal cezalarla karşılandığını gören birey, bundan böyle ceza etkenini göz önünde bulundurarak tutum ve davranışlarını düzenleyecektir.
Norm kavramı farklı başlıklar altında incelenebilmektedir. Bunlar, örf, âdet, töre, din kuralı, törenler, hukuksal normlar... gibi başlıklar altında incelenebilir. Ancak burada, toplumsal gerçek içinde bütünsel bir içeriğe sahip olan norm kavramını farklılaştırma girişimlerinin keyfi bir niteliğinin de olduğunu eklemek gerekmektedir.
Ahlâkın içeriğini büyük ölçüde örf ve adetler oluşturur. Örf ve adetleri gelenek ve göreneklerle eş anlamlı tutarak hepsini birden töre başlığı altında toplamak da mümkündür. Toplumda uzun süre gelişmiş ve gelenekselleşmiş, yaygın ve güncel olarak uygulanan toplumsal normlar adet olarak tanımlanır. Daha üst düzeyde, güçlü değerler içeren normlara ise örf adı verilir. Örf ve adet arasında bir içerik ve nitelik farkından çok bir düzey farkı vardır. Örf ve adetler, toplum, grup ve sınıflar arasında değişebildiği gibi zaman içinde de önemli ölçüde farklılaşabilir.
: Bazı toplumsal normlar toplumsal yaşamda simgesel bir görünüm altında somutlaşır. Simge, bir işaret, bir jest, bir tören veya ayin biçimi olarak, birtakım normların anlam ve değerini temsil etmiş ve vurgulamış olur. Her toplumsal sistem ve onunla ilişkili olarak her kültürel sistem, ortak bir simgesel sistem yaratarak, bireysel ilişkilerin, duygu düşünce, davranış ve normların belirginleşmesini sağlar. Bu anlamda simgesel davranış bütünleri olarak tanımlanabilecek ayin ve törenler anlamını toplumun tarihinden alırlar. Belirli bir simgesel ve kalıplaşmış davranış bütününe katılan birey, muhakeme yaparak, kanıtlama yoluna başvurmadan bu bütünün ardındaki anlamın etkisi altına girer ve bu anlamın çerçevesinde inançlar oluşur.
Bu bağlamda dinsel ibadetin tekrarlanan biçimselliği, müminlerin dinî norm, inanç ve duygularının güçlenmesini sağlar. Belli bir topluma ait ayin türleri, o topluma ait olmayan bir kişi için ardındaki inanç ve duygular anlaşılamadığı için anlamsız ve komik gelebilir. Oysa ayindeki biçimler içeriği güçlendiren bir işleve sahiptir. Bununla beraber, ayin ve törenleri sadece dinsel bağlam içinde düşünmemek gerekmektedir. Örneğin bir üniversitedeki fahri doktora töreni ya da bir mahkemede yemin ettirme işlemi ayinsel bir nitelik taşımaktadır.
Her toplumda, karşı gelinmesi kesinlikle yasaklanmış ve yaptırımları zor kullanarak da uygulanabilen ve rasyonel bir biçimde örgütlenmiş normlar hukuk kuralları olarak tanımlanır. Toplum neden ve sonucunun bilincinde olarak hukuk kurallarını yaratır, yürürlüğe koyar, uygular ve yürürlükten kaldırır. Örf ve âdetlerin uygulamada güçlü yaptırımlarla desteklenmemesi, hukuk kurallarının ağırlığını arttırmıştır. Ayrıca hukuk kuralları ulusal düzeyde örf ve adetleri aşan, rasyonel kurallar olarak ortaya çıkmaktadırlar. Kimi zamanlar örf ve adet ile yazılı hukuk arasında çatışma da ortaya çıkabilmektedir.
Moda çeşitli konularda bir toplum veya grubun onayladığı geçici değişme kurallarından oluşur. Belirli bir dönemde, bir toplumda giyinme, süslenme, mimari, müzik, edebiyat, sanat hatta düşünce ve inanç alanında bile bazı moda akımlarının etkinliği gözlenebilir. Çağdaş toplumda düşünce ve inançlar bile, moda konusu olabilmektedir. Geçiciliği ve geleneğe karşı olması nedeniyle örf ve adetlerden farklılaşan moda sayesinde yeni örf ve adetler de doğabilir. Ancak, modanın bir yandan sınıfsal farklılıkları belirginleştirirken öte yandan benzeşme duygusu yaratarak biçimsel olarak toplumsal düzeni koruyucu bir niteliği de sahip olduğu unutulmamalıdır.