Geçtiğimiz günlerde kitap okuma alışkanlığından bahsetmiştim. Bu yazı üzerinde daha sonra okuma alışkanlığı kazanmamda bana yol gösteren kişiyle bu konu üzerinde sohbet ettik. Bu konu üzerinde gerçekleştirdiğim gözlemleri düşündüm.

Bana bu alışkanlığı kazandıran kişi abimdi. Bir abinin kardeşine yaptığı en büyük iyiliklerden biri bu olabilir.

Olaya daha profesyonel bir açıdan bakmak için bu okuma kültürü hakkında

Mustafa Ayyıldız, Ümit Bozkurt, Suna Canlı tarafından yazılan ‘Okuma Kültürü Üzerine Bir Araştırma’ adlı makaleye bir göz attım ve derlediklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Okuma alışkanlığı, uzun süreçte kazanılan bir edinimdir. Ayrıca etkin okur kimliğini kazanmak da oldukça zordur. Çocukluktan başlayarak getirilen yaşantılar ve davranış özellikleri, eleştirel ve etkin bir okur olma açısından oldukça önemlidir.

Bunun yanında okurun yazın dünyasındaki tercihleri, takip ettiği yazarlar, yayınevleri, süreli yayınlar ve bütün bunlara yönelik tutumu ‘okuma kültürü’nü oluşturur. Bu kültürün oluşmasında etkili olan bütün unsurlar ise edebiyat sosyolojisinin inceleme alanına girmektedir.

Okuma kültürüne sahip; düşünen, üreten, eleştiren ve duyarlı bireyler yetiştirmek, edebiyat eğitiminin amaçları arasındadır. Bu noktada orta öğretim ve üniversite yılları önemli dönemeçlerdir. Bu nedenle bu çalışma, öğretmen adaylarının, özellikle de anadili eğitimi verecek adayların birer okur olarak görünümlerinin tespiti amacıyla yapılmıştır.

Ülkemizdeki okur kitlesinin oranı üzerine yapılan araştırma sonuçları, neredeyse her dönem olumsuz yönde aynı çıkmaktadır. Bu tablonun, daha iyi sonuçlara ulaştığını bir düşünelim;

“okur kitlesinin hızla büyüdüğü, dağınık ve çok çeşitli bir hale geldiği, yazar – kitle ilişkilerinin daha dolaylı ve sapmış olduğu sonraki devirde yazarla kitle arasındaki özel ilişkiyi izlemek daha da zorlaşır. Yazarla kitle arasındaki ara unsurların sayısı artar. Bu durumda salon, kıraathane, klüp, akademi, üniversite gibi sosyal kurum ve derneklerin rollerini araştırabiliriz.

Eleştirici önemli bir aracı haline gelir. Edebiyat meraklıları, kitapseverler ve kitap koleksiyoncuları bazı edebi türleri destekleyebilirler. Bizzat edebiyatçıların kurduğu dernekler, yazarlar ve yazar olacak kimseler için özel bir okur kitlesinin oluşmasına yardımcı olabilirler” (Wellek vd.,200, 80). Okur kitlesinin büyümesinden ziyade nitelikli ve etkin okur kimliğine sahip okur kitlesinin oran olarak baskın olması elbetteki daha iyidir.

Aksi takdirde özellikle son dönemlerde edebiyat dünyasını da oldukça etkileyen “popüler kültür” ürünleri olarak nitelendirilen “piyasa edebiyatı kitapları”nın okurlarıyla başa çıkmak oldukça zor olacaktır. ‘En çok satanlar listesi’nin kitapları, yazarlarıyla birlikte kısa kısa sürelerle de olsa oldukça ‘ünlü’ ve ‘popüler’ oluyorlar. Aslında ‘şöhret’, kısmen de eleştiricilerin tutumuyla ilgili bir meseledir. Bu konuda, şimdiye kadar devrin ‘genel okur’unun temsilcisi olduğu varsayılan kişilerin az çok resmî bir mahiyet kazanmış sözlerine göre bir takım tespitler yapılmıştır” (Wellek vd., 2001, 80).”