Kırklareli’de nasıl hissedilir? Genel anlamda atmosfer/iklim bir yerin “nasıl hissettiğidir”. Elbette, mekân hissetmez, hisseden insandır dolayısıyla bir örgütlü yerdeki iklim o yerdeki ilişkiler bütününde egemen olan duygulardır. Örgüt atmosferi çalışanları özgür ve insanca hissettireceği gibi baskı altında, tedirgin, mutsuz veya köle gibi hissettirebilir. İklimin oluşması ne dikey ne de yatay ilişkilerin doğasıyla sınırlıdır, örgütün bütün ilişkiler yapısının bir sonucudur. İnsan ilişkileri (human relations) kuramı olumlu sonuçlar için pozitif atmosferin gerekli olduğunu fakat yeterli koşul olmadığını belirtir ki bu oldukça doğrudur.


Örgütün iç çevresi örgütün yapısal sınırları içindeki, örgütün günlük işlerini yürüttüğü fiziksel, psikolojik ve kültürel mekândır. Bu mekanda egemen bir atmosfer/iklim vardır. Bu örgüt iklimi iç çevredeki resmî ve resmî olmayan ilişkilerin ve iletişimin dinamik bir ürünüdür. Bir örgütün iç çevresinin iklimi sadece örgütün bürokratik karakteriyle, başarısı ve verimliliği ile ilişkili değildir, aynı zamanda örgütteki insanların günlük yaşamdaki ruh sağlığının ciddi bir şekilde etkilenmesiyle ilişkilidir.

Örgütlerdeki bireylerin yanmaları, tükenmeleri, depresyona girmeleri ve psikolojik dengesizliğe düşmeleri, örgüt içindeki baskıcı, haksız, hakkaniyet ölçülerini ortadan kaldıran yanlı, kayırıcı ve insanın değerini alçaltan ilişkilerin bir ürünüdür. İlginç olan, bu tür atmosferin oluşması ve bu tür sonuçların çıkmasının önde gelen nedeni örgütün resmî düzeninden çok, bu resmî düzenin beslediği bireysel güç uygulamalarıdır.


Şirket dünyasında, çalışanların psikolojisinin bozulmasına (sürekli tedirgin ve sinirli olmasına) neden olan güç uygulaması, ender olarak en üst yönetimden gelir, orta ve alt seviyede yönetim işi yapan kişilerden gelir. Ezilmişler kendilerine ezme fırsatı verildiğinde, kendilerini firma sahibi, kanun veya hâkim, sanarak ellerinden geleni yapar ve bundan da büyük doyum elde ederler.


Bunun sonuçlarından biri de, örgüt içinde belli egemen kliklerin sürdürdüğü sesli ve sessiz, açık ve gizli terördür. İnsan ilişkilerinin yoğun olduğu hizmet sektöründe ve iş bölümünün artışıyla işin başında serbest köleyi kontrol eden diğer serbest kölelerin arttığı şirketlerde bu terör çok daha yaygındır. Hele çalışmama, adam kayırma ve işte kalma ve yükselme kültürünün egemen olduğu devlet kurumlarında (üniversiteler dahil) bu çok daha belirgindir.


Örgütlerdeki katılım süreçleri söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken nokta, yönetimsel karar vermeyi içermeyen ve sonuçta elde edilen faydadan hakkaniyet ölçülerine göre pay dağılımı getirmeyen katılma gülünç ve sahte katılma; kendini kandırma olduğudur.

Örgütün dış çevresi o örgütün varlığının (ve yok oluşunun) koşullarını beraberinde getiren diğer örgütlü yapılardır.


Dış çevre, örneğin kural koyan devlet kurumlarından, o örgütle geçici veya sürekli bağı olan bireye kadar çeşitlenir. Örgütün dışla olan tüm işlerini yürütme faaliyetleriyle gelen günlük iletişimleri içerir. Kurum ve şirket gibi örgütlenmeleri günlük iş faaliyetleri dışında, kurum ve şirkette çalışan bireylerin başkalarıyla (“onlarla”) olan ilişkilerinde “biz kimliğini” yansıtmasıyla olur.


Bir devlet kurumunda veya şirkette, medya kullanımı işin doğasına göre yaygın olabileceği gibi çok sınırlı olabilir. Bu kullanımlar: İşin gereği olarak iş zamanında asla teknolojiyle aracılanmış medya kullanılmaz, sınırlı kullanım gerektirebilir, sürekli medya kullanımı olabilir, her durumda, kullanılmaması gerekse bile kullanılır.

İşin gereği olarak kişilerarası konuşma tümüyle yasaktır, kısmen yasaktır, işin akışını engellemediği sürece herhangi bir kısıtlama yoktur veya işi aksattığı hâlde informal olarak yoğun bir şekilde kullanılır.