Kırklareli de diğer her yer gibi değişime uğruyor. Ne yazık ki sevdiğimiz şeylerin uzun yıllar aynı kalması pek mümkün değil gibi gözüküyor. Bu bir kuram da olsa, gerçekliği yansıtıyor. Sosyal değişim, her an herkesi etkiliyor.

Parsons’ın sosyolojisine göre toplumda sistem vardır ve bu sistem içinde yapılar vardır. Bu yapılar; politika, aile, din, ekonomi olarak tanımlanabilir. Bu yapılar toplum içindeki her şeyi kapsar. Yapılar birlik içinde ve durağan haldedir. Yapılar birbirlerine bağımlı halde çalışır. Bu bağımlı çalışma hali yapıyı işlevsel yapar. Her yapının bir sosyal işlevi vardır. Sosyal yapı hayatımızı şekillendirir. Sosyal konumumuzu, sosyal statümüzü bu yapılarla anlıyoruz. Toplumda çeşitli kurumların kendi işlevi vardır. Parsons, toplumu bir sistem olarak görür. Toplumla ilgili ilk kaygısı toplumsal düzen olmuştur. Toplumdaki norm ve değerleri sosyal düzen olarak değerlendirir. Toplumun aktörleri, toplumda bu norm ve değerlere göre hareket eder. Parsons yapısal işlevselcidir çünkü toplumun yapısına, alt sistemlere ve bunların toplum üzerindeki işlevsel etkilerine odaklanır. Bahsedilen alt sistemler birbirlerine bağlı olarak çalışır. Toplum, ihtiyaçlarını alt sistemler ile karşılar. Örneğin, insanların ihtiyaçlarını karşılamaları için ekonomiye ihtiyacı vardır.

İnsanlar eğitim sistemini kullanır. Daha iyi bir iş bulabilmek için iyi bir eğitim almak ister. Bu eğitimden sonra ise işçi olur ve ekonomik sistem içinde var olur. Toplumdaki ihtiyaçlarını bu alt sistemler sayesinde karşılar.

Toplum, sosyal eylem gibidir. Sosyal eylem, iki veya daha fazla insan arasındaki tüm ilişkilerdir. Sosyal eylem üç ana sistem tarafından yönlendirilir: sosyal sistem bunlardan biridir. Sosyal sistem pozisyonlar ve statülerden oluşur. Örneğin aile kurumu anne ve baba statülerini yapılandırır. Bir diğer ana sistem ise kişilik sistemidir. Bu sistemde aktörlerin davranışları kültür tarafından belirlenir. Eylemler ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleşir. Bu eylemler rastgele değildir, ancak sosyalleşme yoluyla öğrenilir.

Birey, statüsünün ihtiyaç duyduğu rolleri alarak sistem işlevlerini yerine getirir. Sosyal eylemi etkileyen üç ana sistemin sonuncusu kültürel sistemdir. Kültürel sistem, sosyal sistem ve kişilik sistemini etkiler. Bu sistemler değerler ve normlar tarafından şekillendirilir. Ona göre dört ana alt sistem vardır; ekonomi, politika, hukuk ve kültür. Sosyal sistemin bazı yapısal ihtiyaçları vardır. Parsons buna AGIL adını vermiştir. Öncelikle adaptasyon sınırlı kaynaklara sahip bir sistemde yaşamakla ilgilidir. Ekonomik faaliyetler adaptasyon sorunlarını çözmeye hizmet eder.

İnsanlar sınırlı kaynaklarla yaşamaya adapte olmalıdır çünkü bu durum toplumun işlevinin bir parçasıdır. İkinci olarak hedefe ulaşma politikayla ilgilidir. Sosyal düzeni organize edebilmek için politika aktivitelerine ihtiyaç vardır. Burada sosyal düzene politika ile ulaşılacağına inanılır. Entegrasyon ise toplumdaki kanun ve kurallarla alakalıdır. Buna göre, toplumdaki birimlerin ve grupların ilişkileri kurallar, kanunlar tarafından düzenlenir. Son olarak gecikme, sürdürürebilirlikle alakalıdır. Kültürel davranış kalıpları sürdürülmelidir. Değerlerimizle kültürel kalıplar oluşturuyoruz.

Bireyler bazı değerler ve normlar paylaşırlar. Parsons’ın teorisinde fikir birliği olduğunu görebiliriz. Parsons, sosyal düzen ve sosyal değişimin toplumda fikir birliği ile gerçekleştiğini iddia ediyor. Ona göre sosyal sistem istikrarlıdır. Toplumun bir bölümü, toplumda düzenli değişime neden olan diğer bölümleri etkiler. Yeni kurumlar diğerleriyle entegre çalışır. Yeni kurumlar farklılaşma yaratabilir. İnsanlar bu farklılaşmaya uyum sağlamaya çalışır. Farklılaşma, sosyal yapıda değişiklikler üretir.

Parsons önem değerleri birliğinden bahsederken, Dahrendorf toplumdaki çatışmanın normal olduğunu iddia eder. Dahrendorf’a göre, çatışma toplumda fikir birliği sağlar. Çatışma teorisi bir sosyal değişim modelidir. Çatışma, eşit olmayan güç dağılımından kaynaklanır. Toplumu karakterize eder. Herhangi bir çatışma, güç ve direniş arasında düşmanlık yaratabilir. Çatışma teorisinde diyalektik düşünceyi kullanırız. Dialektik düşüncede iki tane tez vardır. Bu tezlerden biri diğerine karşı olarak ortaya çıkar. Bu tez ve antitez sentez oluşturur. Marksist teori üzerinden bakacak olursak, burjuvazinin proletaryaya karşı gücü vardır. Bu bir tezdir. Proletarya, kendinizi burjuvazi tarafından sömürülen olarak görüyor. Bu bir antitezdir. Bu iki sınıf arasında çatışma çıkar.

Proletarya sınıf bilincini yaratır ve bu mekanizmayı değiştirmeye çalışır. Bu bir sentezdir. Hak aramak yeni orta sınıf yaratır. Daha iyi bir konuma ulaşırlar. Bazı insanlar otorite pozisyonuna tabi olur. İnsanlar konumlarından güç alabilir. Fakat, pozisyonlar insanlardan daha stabildir. Düzenli çatışma, Marx’ın teorisinde gördüğümüz gibi, otoritenin eşitsiz paylaşımından kaynaklanır.

Çatışma grupları sosyal yapıda değişiklik yaratır. Bu gruplara örnek olarak işçi sendikaları, mal sahibi dernekleri vb. verilebilir. Hepsi çatışmanın sanayileşmesinin bir parçasıdır. Çatışma fikir birliği yaratır. Dahrendorf, çatışmayı toplum için bir tehdit olarak görmüyor. Bazı çatışmalar şiddet üretebilir. Bu tür çatışmalar toplumun sosyal düzenini değiştirir. Çatışma toplumun bir parçasıdır, onunla ilgilenmeli ve onu düzenlemeliyiz. Dahrendorf, Parsons’ın paylaşılan değerler teorisini eleştiriyor çünkü çatışma toplumun bir işlevi. Bütünleştirici bir işlevdir. Yapıları inşa etmenin veya değiştirmenin yoludur. Ayrıca, çatışma ile uzlaşmaya varmak yeni çatışma yaratır. Parsons ve Dahrendorf zıt teorilere sahiptirler.