Fark ettiniz mi bilmiyorum ama insanlar her daim birbirinden etkilenmiştir. Sadece duygu değil, hal ve tavırlarımız da buna göre değişir.
Kırklareli’de de aynısı aslında. Hani gittiğiniz mekanların kendine ait bir ruhu vardır ya, aslında bu da etkileşimcilik olarak adlandırılabilir.
Mesela İstasyon’da bulunan bir çay bahçesi daha samimi bir hava verirken, lüks bir kafe kimilerine göre gergin bir ortam yaratabilir.
Sembolik etkileşimcilik açısından bakıldığında, toplum yaşantılarını sürdüren insanlardan başka bir şey değildir.
O birçok bireyin eylemleri ve etkileşimleri içinde ve onlar sayesinde üretilen büyük ölçekli bir yapıdır.
Bu yüzden, toplumu işlevsel düzenlemelerle karşılanabilecek kendi özel ihtiyaçları olan, kendine yeten bir varlık olarak görmek için hiçbir temel yoktur.
Bunun anlamı, toplumsal örüntüler, kurallar, normlar ve değerlerin ürünü olarak alınmaması gereken eylemler ve etkileşim aracılığıyla üretildiği ve gerçekleştiğidir.
Büyük ölçekli, kalıcı, tekrarlara dayalı eylem kompleksleri müşterek eylemlerin otomatik sonuçları değildir, aksine onlar sürekli olarak inşa edilir, gözden geçirilir.
Benlik algısında temel unsur sahip olduğunu hissettiği ve sahip olduğu düşünülen bireysel değer duygusunun derecesidir.
Kuşkusuz, bu duygu mesleki sistemle iç içe geçmiştir ve insanlar yaptıkları iş türüne bağlı olarak şekillenen bir statü şeması üzerinde yüksek veya düşük konumda değerlendirilirler.
Goffman bir dizi ilişkili kitapta, bireyin etkileşim sırasında bir benlik duygusu oluşturma ve bunu iletme biçimi ve etkileşimin özerk bir toplumsal organizasyonlar olarak nasıl üretildiği konusunda bir açıklama geliştirir.
Goffman’ın gözde bir örneği lokantalardan alınmıştır.
Bu örnek garsonların mutfaktan yemek yenilen alana geçerken karşılaştıkları ani bir sorunla ilişkili tepkileri üzerinedir.
Garsonun bu sorun karşısındaki davranışı, herkesin önünde nazik, kontrollü ve saygılı olsa da mutfak kısmına geçildiğinde daha az kontrollü bir biçime dönüşecek, çoğu kez biraz önce gördüğü kötü muamele görmüş birinin saygısızlığını yansıtacaktır.
Aslında ne kadar tanıdık değil mi? Kırklareli’de kaç kez başınıza geldi mesela bu?
Goffman’a göre bu örnek hastaneler, mağazalar, oteller, büroları içeren ve kuruluşlar olarak terimleştirdiği organizasyonlarda yaygın bir davranış örüntüsüdür.
Bunlar kamuya açık kuruluşlardır ve kendi içlerinde kamuya açık ve kapalı iki bağımsız alana bölünme eğilimindedirler.
Kurumsal düzene tabi olmak Goffman tiyatro benzetmesinden yararlanarak bu alanları ö ve arka bölgeler biçiminde tanımlar ve onların mevcudiyetini bireysel benliğin sunuluşunun çoğu kez bir takım işi, kolektif bir etkinlik olduğunu göstermek için kullanır.
Tiyatroda olduğu gibi kamunun gözü önünde olup biten şeyler belirli bir duyguyu iletecek biçimde organize edilir.
Bu tür organizasyonlarda ayrıca çoğu kez ilişkili hizmetin yetkin, profesyonel bir biçimde sunuluşuna uygun düşmeyen tutumlar yer alır.
Tımarhane yani devlet akıl hastanesi Goffman’ın ilgisini çeker, zira bu kurum an azından, en azından hastalar açısından ön ve arka bölge örüntüsüne uymamaktadır.
Akıl hastanesinde yatanların bakış açısından, benlik imgelerine saldırma ve kendilerine saygılarının kalan kısmı da tamamen ortadan kaldırmak için düzenlenmiş bir gözetim ortamı olarak yaşanır.
Tıbbi ve psikiyatrik prosedürler iyileştirmekten çok kontrol, hatta cezalandırma yolları olarak kullanılır.
Bu prosedürler hastalığı tedavi etmekten ziyade, büyük bir kitleyi idare gerekliliklerinin dayattığı bir şey olarak algılanır.
Goffman’a göre hastalar psikolojik açıdan rahatsız değil, normal oldukları kabul edilerek daha iyi anlaşılabilir, onların davranışlarının çoğu aslında yoksunluk ortamına tamamen mantıklı tepkiler olarak görülür.
Goffman’a göre özel hayatlarının olmaması hastalar açısından oldukça önemli bir problemdir. Onlar açısından ön ve arka bölge arasında hiçbir açık farklılık yoktur. Zira sürekli gözetim altında ve diğerleriyle yüz yüze yaşamak zorundadırlar.
Etnomedoloji de aynı problemi başka bir şekilde gün yüzüne çıkarır.
Aktör ve durum arasındaki ilişki sabit ve değişmez değildir, kültürel içerikler veya kurallar sayesinde ve yorumlama süreçleriyle üretilir.
Bu görüş sosyolojik paradigma değişikliğinin bir ifadesidir.
Etnometodoloji özellikle dünyayı nasıl araştırmamız gerektiğine odaklanır.