Yıllar önce usta kalemlerden çıkmış ama sonradan fark edilmiş ve popüler kültürün malzemesi olmuş çok nadide eserler var.

Hepiniz hatırlarsınız Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabının ‘hayırlı günler’ postları gibi her yerde olduğu zamanları.

Ne yalan söyleyeyim ben hiç okumadım ama sosyal medya sağ olsun 724 sayfalık kitaba hakimim diyebilirim. (Biraz abarttım kabul)

1972 yılında yayımlanan bir kitabın birdenbire geçmişten gelen unutmak istediğiniz ama unutmadığınız bir anı gibi karşınıza çıkması gibi. Kitabı kötülediğim için böyle bir benzetme yapmadım. Oğuz Atay severleri kızdırmanın yeri değil.

Birkaç dize hatırlayalım Atay’dan ve asıl meseleye geri dönelim.

“Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi;

Boş yere mağaramdan çıkarma beni.

Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna”

Bu tarz kitaplardaki anlatım günlük hayatımdan bir parça gibi.

Konuşmalar var ama diyalog mu monolog mu belli değil.

Düşük bütçeli festival filmlerinde olur ya şehrin en kalabalık ya da en tenha yerlerinde ana karakter durur.

Hayat onun etrafında akmaya devam eder. Uzun saatler kafa patlatılarak yazılan replikler şu şekilde akmaya başlar:

“Kimileri kendini bulmak istiyordu, kimileri kendinden kaçmak.

Kimileri kendini yeniden inşa etmek, kimileri duvarlarını yıkmak.

Herkes kendine 'yeni bir ben' arıyordu, yapıcı ya da yıkıcı olmasının bir önemi olmayan.

Önce düşündü insanoğlu bu yeni ben nasıl olacak?

Kendince bir tarif belirledi ve yazdı bir kenara.

Önceleri malzeme listesini oradan oraya attı.

Sonra tarif kitabını aldı.

Eski kendi bir türlü izin vermedi o kitaba ulaşmaya.

Eski hayatından, eski sıkıntılarından yavaş yavaş kurtulmalıydı.

Önce nasıl diye durdu düşündü; bir türlü içinden çıkamadı, ama kendinden çok bunalmıştı. Bir şey yapmalıydı.

Yine de erteledi durdu.

Sonra bir Pazar günü artık yeter dedi.

Deri döken bir yılan gibi kenara çekilip değişeceğini sandı.

Sessiz, kuytuda ve tek başına canı yanarak.

Ama öyle olmadı. Farkında olmadan artık dert etmek istemediği her şeyi, bütün sıkıntılarını bir bedende birleştirdi.

Ve ondan uzaklaştı.

İnsan bu kadar kararlı olduğu vakit bir fırsat, bir çıkış kapısı bulur kendine.

Çıkışı görebilmek ve uzun süre beklediği kapıya koşmak istedi.

Sonra birden gözlerini açtı masanın başında oturmaktan ileriye gidemedi.

Sonra sağına soluna döndü, su istemek için birilerini aradı.

Yine bir an durdu masada tek başına kaldığını fark etti.

Masa başında otururken düşündüklerinin aslında yaşananlar olduğunu fark etti.

Sıra ona da gelmişti artık kalkabilirdi. Sadece bir saniye durmak gibi bir hataya kapıldı."