Aklımız hala deprem bölgelerinden gelecek haberlerde. Orada çalışan arkadaşlarımız, bölgeye yardım götürmek için çırpınan vatandaşlarımız, ekiplerimiz. Dilimizde sürekli dualar var. Sürekli bir umut ışığı olabilecek haberler duymayı bekliyoruz.
Asrın felaketi diyoruz yaşadığımız olaya. Koskocaman bir asırda hatırlanacak en büyük acılarımızdan birisi olacak.
Gölcük depreminde kaybettiğimiz yakınlarımız vardı. Belki de ülke tarihinin en korkunç felaketlerinden biriydi. Şimdi bile oturup depremde nelerin yaşandığını, çalışmaların nasıl ilerlediğini konuşuyoruz ailemizle. Komşularımızın ne yaşadığını ne kadar korktuklarını dinliyoruz.
Elazığ’da yaşadıklarımız, Van’da yaşadıklarımız, İzmir’de yaşadıklarımız… Görüntüler hala dün gibi aklımızdayken, bu kez de Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremle kahroluyoruz. Toplamda on ili etkileyen, yıkıcı etkisi olan bir felaketle karşı karşıya kaldık.
Gölcük depremini kimse unutamamıştır herhalde. Benim de yakinen tanıdığım insanlar kendi hayatlarını depremden önce ve depremden sonra diye ayırıyor. Şimdi biz bu felaketi bölgede yaşayan insanlara nasıl merhem olacağız?
Nasıl unutturacağız olanları, unutturmak da yanlış da nasıl yardımcı olacağız? Neredeyse herkes, sosyal medyada gücü yeten herkes aldığı teyitli bilgileri birbirine yaydı. İnsanlar ekiplerin yetişemediği yerlerde kendi imkanlarıyla yakınlarını kurtardı.
Ben üniversitede çok yakın dört arkadaş edindim. Bunlardan üçü Kahramanmaraşlı, birisi de Hataylı idi. Öyle güzel zamanlar geçirdik ki. Zorlukları, güçlükleri beraber aştık. Beraber düştük beraber kalktık. Ve o kara güne uyandığımda, ilk gördüğüm şey o yıkıcı deprem oldu. Bölgedeki her şehirde bir tanıdığım, sohbetimin olduğu insanlar var neredeyse.
Her birine ulaşmaya çalışmak, haber beklerken hissettiğim o çaresizlik… Hiç bu kadar çaresiz hissetmiş miydim? Sanmıyorum.
İnsan elinden gelenin fazlasını ortaya koymaya çalıştığı zaman bile çaresiz hissedebilirmiş. İnsan birine merhem olmaya çalışırken yetersiz hissedebilirmiş meğer. Haber beklediğim o saatler nasıl geçti… Sanki zaman durdu da biz yaşamaya devam etmişiz gibi. Gün içinde yapmamız gerekenlerden utandık. Hayati işlevlerimizi gerçekleştirmekten utandık.
Arkadaşlarımla konuşurken belki de ilk defa ne söyleyebileceğimi bilemedim. Hiçbir sözün, hiçbir temenninin onlar için merhem olmayacağını biliyorum çünkü. Sadece onlara, onları ne kadar çok sevdiğimi söyleyebildim. Buradan elimizden geleni yaptığımızı, ekiplerle iletişime geçmeye çalıştığımızı, bizlere söyledikleri adresleri ekiplere iletmeye çalıştığımızı söyledik.
Kilometrelerce ötedeyken, sanki oradaymışız gibiydik. Belki de ilk defa yüzümüze bu kadar şiddetli vurdu bu gerçek. İnsan, yarın başına ne geleceğini bilmiyor. Tahmin edemiyor, engel olamıyor. Ve nefes aldığımız vakit bazen birilerine onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemek için çok dar kalıyor.
Şimdi geçmişe dönebilseydim, o arkadaşlarımla daha fazla vakit geçirir, onları sevdiğimi daha sık söylerdim. Yaşayabileceğimiz pek çok şey varken, ne kadar fazla şey ıskalamışız. Bunları fark etmek, arkadaşlarımın tanıdıklarının enkaz altında yaşam savaşı vermeleri, başka bir yerden gelecek bir yardıma ihtiyaçları olması, ısınabilmek için bin bir çabayla ateş yakıp etrafına toplanmalarını düşündükçe kahroldum.
Ve daha kötüsü bunu yaşayan binlerce insan var. Vefat sayımız ne yazık ki her gün artıyor. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı hala unutulmayan Gölcük depremindeki sayıyı aştı. Toplam on ilden bahsediyoruz.
İşte tam da bu sebeple asrın felaketi. Dünya üzerinde hiçbir yerde birbirine yakın ve bu kadar şiddetli iki deprem ardı arkasına yaşanmadı. Bu kadar çok bölgeyi etkilemedi. Bu kadar insanın hayatının değişmesine, kararmasına sebep olmadı. Belki de ilk defa bu kadar derinden hissediyoruz acıyı. Gözümüz ilk defa bir ekranın farklı pek çok köşesine takılıyor. Tek bir şehir için değil onlarca şehir için üzülüyoruz. Her bir vatandaşımız için üzülüyoruz.
Rabbim milletimize bu acıyı unutturacak kadar büyük acı yaşatmasın. Başımız sağ olsun.