Üniversite zamanlarında evimin okula olan uzaklığı, okul çıkışları şehir merkezine ulaşmak için kat ettiğim yol, okuduğum şehirden ailemin yanına giderken yolda geçen süre zamanın değerini anlamamı sağladı.
İş hayatına girdiğimde zaman kavramı benim için daha karmaşık bir hale geldi. Bazen habere giderken ya da habere dönerken bir yere uğradığımda veya biriyle karşılaşıp konuştuğumda geçen zaman beni çok etkiliyor.
Cenker Oktav, ‘Felsefe Tarihinde Zaman Düşünceleri’ adlı makalesinin giriş kısmında zamanı daha profesyonel bir şekilde ele almış.
“Günlük hayatımızda pek çok kişi için zaman, kolay kavranabilen ve oldukça basit bir şekilde algılanabilen bir olgudur. Bu düşüncenin nedeni, her şeyin zaman içinde var olmasından kaynaklanmaktadır. Günlük deneyimlerimiz ile zaman arasında bir bağ kurmak için herhangi bir aracıya gerek yoktur. Dolayısıyla zamanı deneyimlemek, kendiliğinden yapılabilecek kadar basit bir olaydır. Bu durum çoğu kişinin zaman kavramına dair üzerinde düşünmemize gerek olmayacak kadar hakkında bilgi sahibi olduğumuz düşüncesine varmasına neden olmuştur. Ancak zamanın mahiyeti üzerine felsefi bir soruşturma yapmaya kalkan biri, ilkçağdan beri zaman üzerine düşünceler üreten felsefecilerden yirminci yüzyıl zaman felsefesine kadar gelen süreç içerisinde, felsefecilerin zamanın mahiyeti üzerine sorulan sorulara kesin bir cevap veremediklerini veya ortak bir bakış açısında birleşemediklerini gözlemleyecektir. Aynı şekilde bir bilim tarihi taraması yapıldığında da zamana dair yapılan saptamalardaki değişiklikler gözler önüne serilecektir. Ne olduğunu kesin olarak bildiğimizi söylediğimiz bu kavram üzerine yapılan tartışmalarda bu denli farklı görüşlere rastlanması, zamanın ne’liği üzerine tekrardan düşünmemiz gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Günümüzde, zamana dair konuların modern fiziğin çalışma alanı içerisinde incelenmesi gerektiğine dair yaygın bir görüş vardır. Her ne kadar özellikle yirminci yüzyıl fiziğindeki devrimsel gelişmeler ışığında zaman kavramı üzerine oldukça önemli düşünceler ortaya çıkmış olsa da genel olarak fizik, zamanın ne olduğuyla ilgilenmez. Fizik için zaman, ‚t‛ ile gösterilen ölçülebilir bir veridir. Fizik için zamanın tanımsız kalması bir sorun oluşturmaz, çünkü doğa olaylarının fiziksel olarak açıklanmasında ‚t‛ yeterlidir. Ancak felsefe için zamanın ontolojik boyutuna dair tartışmalar sürmektedir. Dolayısıyla zamanın ne olduğunu tam olarak anlayabilmek, esas olarak felsefi bir soruşturma yapmaktan geçer. Zaman kavramı disiplinler arası bir çalışma gerektirmekte ve her türlü bilim dalının verilerinden yararlanmayı gerektirmektedir. Ancak felsefe dışındaki disiplinler için zaman, dolaylı olarak bilinmesi yeterli görülebilir bir araçken, felsefe için ise mahiyet bakımından ne olduğunu aramaya çalıştığımız bir amaç halindedir. Çünkü felsefe için zaman gizemliliğini korumaktadır. Bütün bunlar dikkate alındığında felsefe alanında zaman kavramı üzerine çalışmanın en önemli ve belki de cezbedici kısmı konunun gizemliliğidir. Düşüncelerinden vazgeçip başka bir düşünceye yönelme eğilimine çok fazla alışık olmadığımız birçok sistem filozofu dahil pek çok felsefeci, zaman üzerine düşünürken ya kararlarını değiştirmişler, ya eklemeler yapmışlar ya da zamanın bilinemeyeceğine dair söylemlerde bulunmuşlardır. Bu durum, zamanın henüz çözülmeyi bekleyen gizemlilikte bir kavram olduğunu ve bir felsefeci için bu kadar yanı başımızdayken bu kadar az şey bildiğimiz bu kavramı anlamanın önemini ortaya koymaktadır. İnsanın kendi varlığını ve diğer tüm varlıkları anlayabilmesi için zamanın ne olduğunu kavrayabilmesi gerekmektedir. Günlük yaşantımızın temelini ve adeta başlangıç noktasını oluşturan zaman, yapacağımız tüm eylemlerden düşüneceğimiz tüm sorgulamalara kadar bizimle birliktedir.”