Kırklareli, çevre illere göre demografik olarak daha modern bir yer. Diğer taraftan modernlik, sosyolojinin kadim ve aynı zamanda en sıcak konularındandır. Başından itibaren modernliğin nasıl tanımlanması gerektiği konusunda sosyal teorisyenler arasında bir uzlaşma olmamıştır. Günümüzde de modernlik konusundaki fikir ayrılıkları sürmektedir. Ancak Comte, Durkheim, Marx, Nietzsche ve Weber gibi sosyal teorinin kurucularının üzerinde anlaştığı konulardan birisi, modernleşme sürecine paralel olarak dinin toplumsal hayattaki etkisinin azalmasıdır.

Klasik sosyal teorisyenler endüstrileşme, kentleşme, rasyonelleşme süreçlerinin modern toplumda dinin etkisini ortadan kaldıracağını iddia etmişlerdir. Ancak modernlik ve sekülerleşme ilişkisi konusunda sosyal bilimciler 19. yüzyıl teorisyenleri kadar fikir birliği hâlinde değildirler. Örneğin daha önce sekülerleşme tezinin sıkı savunucularından olan Berger bugün açıkça yanıldığını ifade etmektedir. Sekülerleşme konusunda Smith ve Casanova gibi din sosyolojisi alanında çalışan sosyologlar klasik sosyal teorileri eleştirmektedirler. Ancak Dünya Değerler Araştırması’nın veri setine dayanılarak yapılan analizler ülkelerin ekonomik gelişme sürecine paralel olarak sekülerleştikleri tezini doğrulayan sonuçlar elde etmiştir.

Sosyal teorisyenler ve saha araştırmalarının ortaya koyduğu birbiri ile çelişen sonuçlar, sosyal teoride radikal modernlik çoklu modernlik batı dışı modernlik gibi çok sayıda yeni modernlik yaklaşımını ortaya çıkarmıştır. Post-modernlerden farklı olarak, geç modernlik teorisyenleri, moderniteyi Habermas’ın ifadesiyle “bitmemiş proje” olarak görmelerine rağmen klasik modernlik kuramlarından daha farklı modernlik süreçleri yaşadığımızı iddia etmektedirler.

Erken modernleşme teorileri büyük ölçüde geleneksel değerlerden bir kopuşu içeriyordu ve oldukça determinist ve basitti. Bu teorisyenler, sosyoekonomik değişmenin beraberinde sosyal, kültürel ve ekonomik değişmeyi getireceğini iddia ediyorlardı. Ancak günümüzde daha büyük veri setlerine dayanılarak yapılan analizler değişimin lineer olmadığını ortaya koymuştur. Inglehart’a göre endüstrileşme rasyonelleşme, sekülerleşme ve bürokratikleşmeyi getirirken endüstri sonrası bilgi toplumunun gelişi kendini ifade, otonomi, seçim özgürlüğü, yaşam kalitesi gibi insan merkezli yeni bir kültürü getirmektedir.

Küresel/post-endüstriyel toplumlarda bireyler eleştirel düşünmeyi öğreniyor, siyasal katılım artıyor, kitleler başkaları tarafından daha az yönlendirilebilir hâle geliyor. Kendini ifade ve serbest seçim değerlerinin gelişimi, demokrasinin de gelişimine yol açıyor. Inglehart’a göre değişen değerler dini inançları, çalışma motivasyonunu, doğum oranlarını, cinsel normları yeniden şekillendiriyor ve demokrasi talebini artırıyor. Modernleşme insanlara çevrelerini kontrol etme imkânı veriyor ve rasyonel düşünceyi teşvik ediyor.

Günümüzde modernliğin alamet-i farikaları sayılan akıl, bilim, ilerleme gibi Aydınlanma düşünürlerinin tutkuyla savunduğu kavramlar, her zamankinden daha fazla sorgulanır olmuştur. Hatta Bauman gibi bazı sosyologlar 20. yüzyılda yaşanan katliamlardan, modernliğin araçsallaştırdığı aklı sorumlu tutmaktadırlar.

Modernlik konusunun ele alındığı ünitede de ifade edildiği şekilde, modernlik, küreselleşme yönelimli bir süreçtir. Toplumların modernleşmeleri küreselleşmeye doğru gidişi de ifade eder. Küreselleşme, toplumları birbirine daha çok yaklaştırma ve değerlerde de bazı değişiklikleri getirmektedir. Günümüzün gençleri ailelerinin sosyalleştikleri çevrelerdeki egemen değerlerden farklı çevrelerde sosyalleşmektedirler. Küresel medyanın ortaya çıkması, teknolojik gelişme, malların, bireylerin ve sermayenin daha akışkan hâle gelmesi, değerlerin değişimini de hızlandırmıştır. Küreselleşme, özellikle tüketicilerin davranış kalıplarında benzerlikler yaratmaktadır.

Öte yanda içinde yaşadığımız küresel çağda, dünyanın yaşadığı hızlı değişime ve kaotik yenidünyaya vurgu yapmaktadırlar. Onlara göre bu çağda kültürel alanda süreklilikler azalmakta, eklektik ve çoğulcu değerler ön plana geçmektedir. Benzer şekilde Inglehart da değerler konusunda en kapsamlı küresel proje olan Dünya Değerler Araştırmasının bulgularına dayanarak, küreselleşme sürecine paralel bir biçimde değerler alanında köklü değişmelerin olduğunu iddia etmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerin artan refahla birlikte materyalist değerlerden, post-materyalist değerlere doğru yöneldiğini iddia etmektedir.

Inglehart’ın bulgularına göre ekonomik gelişme ile insanların mutlulukları ve yaşam tatminleri arasında güçlü bir ilişki var. Ancak bu ilişki lineer olmaktan ziyade eğrisel bir çizgi şeklindedir. Data, zengin ülkelerde yaşayanların yoksul ülkelerden daha mutlu olduklarını göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası, endüstrileşmiş ülkeler tarihte görülmedik düzeyde zenginleşmişlerdir. Refah devletinin gelişi beklenmedik değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Bu ülkelerde açlık ve ekonomik güvensizlik sorunu ortadan kalkmıştır. Fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması gelişmiş ülkelerde Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde daha üst aşamalara yönelimi artırmıştır. Özellikle ait olma, kendini ifade gibi post-materyalist değerler önem kazanmıştır