İnsan, boş kaldığı her an bir şeyler düşünmeye başlıyor. Hatta bir şeyler düşünebilmesi için boş kalmaya da ihtiyacı yok gibi. Ben mesela, her an, hatta başka bir işle uğraşırken bile bir şey düşünüyorum.
Oysa bu şekilde mental sağlığımıza çok büyük hasarlar veriyoruz. Olayların üzerine düşünmek, yeni kavgalar yaratmak, eski kavgaları tekrarlamak yaptığımız en büyük hatalardan biri. Çok fazla düşünmenin, psikolojik rahatsızlıkları tetiklediğine dair yapılan bazı araştırmalar var. Ben de bunun böyle olduğunu düşünenlerdenim.
Artık öyle düşündüğüm için mi yoksa gerçekten olduğu için mi bilmiyorum ama bir şeyleri gereğinden fazla düşününce mideme ağrılar giriyor. Uzun süre kendimi iyi hissedemiyorum. Oysa görünürde olan biten bir şey yok.
Biz kabullenemiyoruz. Bize söylenen sözleri, yaşadığımız olayları, söylediklerimizi unutamıyoruz ve kabullenemiyoruz. Oysa bunları kabullensek kendi içimizde hiçbir sıkıntı olmayacak. Çünkü en çok sorunu kendimize biz yaratıyoruz. İçsel olarak sindiremediğimiz her şeyi düzeltmek gibi bir takıntımız var.
Oysa bazı olaylar olduğu gibidir, bazı insanlar öğrendiği gibi davranır, bazı insanlar onlara davranılan şekilde davranarak kendisine bir duvar örer ve biz o duvarı aşamayız. Yapamadıklarımız da gözümüze batmaya başlıyor zamanla. İnsan aslında karşısındakiyle kavga ederken kendisiyle kavga ediyor. Kendi içiyle çatışandan, kendi içiyle kavgaya düşmesine sebep olandan.
Kavgamız hiçbir zaman bitmeyecek. Bizim kendimizle olan kavgamız, son nefesimizi verene kadar devam edecek. Bu savaşın bitebilmesi de yine bize bağlı. İşte böyle iki ucu da aynı kişiye bağlı iplikler, dolaşmaya başlayacak. Düğüm olacak. Ve çözmeye kalktığımızda yeni bir kavgayla karşı karşıya kalacağız.
İnsan istiyor ki her şey düz bir çizgide ilerlesin. Kavga, gürültü, küslük, kırgınlık olmasın. Ama ne yazık ki bunlar mümkün değil. Herkes aldığı eğitim, gördüğü davranış, duyduğu söz ve ona gösterilen değer karmasından bir seçenek buluyor kendine. Herkes kendi yolunu, ona gösterildiği gibi yürümeye karar veriyor.
Tabii ki başkalarından da etkileniyoruz. Ve tabii ki kendi aklımızı da kullanarak bir şeyler yapıyoruz ama çok büyük ölçüde değiştirmiyor bu olay bizi. Bazı şeyleri değiştirebilmek için elimizdeki güç yeterli olmuyor. Bunun için de başkalarının desteğine ihtiyacımız var.
Bugün kapısını utanmadan çalabildiğimiz, bir ihtiyacımız olduğunda kolayca söyleyebileceğimiz insanlarla beraber olmak belki de bizim için en büyük armağan. Başımız sıkıştığında arayıp dertleşebileceğimiz, istek ve ihtiyaçlarımızı söyleyebildiğimiz herkes hayatımızı kolaylaştırıyor. İyi ki varlar.
Uzakta da olsak var olacaklarını, var olduklarını bilmek de bize ayrı bir güç veriyor. Aramızdaki kilometrelere rağmen yan yana hissedebilmek dünyanın en güzel şeylerinden biri. Ve bize yaptıkları eleştirilerin bizi ne kadar ileri taşıdığını da hesaba katınca, her şey daha da güzel bir hale geliyor.
Ben eleştirileri dikkate alırım mesela. Kırıldığım, gücendiğim de olur ama aklımın bir köşesine yerleşir o eleştiri. Ve bunun üzerine gitmeye başlarım. Değiştirebileceklerimi düşünürüm. Onların hepsini bir masa üzerine yerleştirir nerede yanlış yaptığımı çözmeye çalışırım.
O büyük kırgınlıktan sonra mutlaka yeşeren taze umutlarla dönerim hayata. Çünkü beni umursamayan insan beni eleştirmez. Ben böyle düşünüyorum. Eğer iyiliğimi istemeseydi üzerime gelmez, kızmaz, eleştirmezdi. Çünkü beni sevmeyen insanlar için benim yanlış yapmam daha güzel bir şey. Bunun değişmesini istemezler.
Eleştirilere bu gözle bakabildiğimiz zaman daha rahat oluyor insan. Tabii ki yapıcı eleştirilerin ayrı bir yeri var. Sadece eleştirmek için değil, düzeltebilmek için eleştirilince ya da eleştirince her şey daha düz bir çizgiye oturuyor.
Bizim hatalarımızı, bizim için yüzümüze vuran insanlarla beraber olmak dileğiyle.
Hoşça kalın.