Bilmem hatırlar mısınız ama okula gittiğimiz ilk günlerden bugüne kadar bizlere hep faydalı bir birey olmamız telkin edildi.

İşini zamanında yapan, kendi işini başkasına yaptırmayan, görev ve sorumluluklarını bilen, ağırbaşlı, vakur ve sakin biri olmamız.

Bu ister bir öğretmenden gelsin ister aile bireylerinden, ki onlar öyle olmasalar bile bizden böyle davranmamız istendi.

Peki herkes aynı telkini alırken bazılarımız neden böyle olduk?

Ben genelde insan ilişkilerinde dengesiz tutumlar sergilesem de yollarımızın ayrıldığı insanlar bile benim onlar üzerindeki emeklerimi hiçe saymaz. Nitekim bende çok büyük bir çoğunluğu için aynı şeyi düşünürüm.

Hayatımıza giren herkes bize bir şeyler öğretir. Ben böyle düşünüyorum.

Bizi mutlaka bir adım ileriye taşır, herhangi bir konuda ufkumuzu açar. En kötüsü bile bir fayda sağlar aslında.

Size geri adım attıran, sizin ilerlemenizi engelleyen insanların yanı sıra olduğunuz yerde saymanıza sebep olabilecek insanlar da vardır. Onlardan da durmamayı öğrenirsiniz en nihayetinde.

Durmamak.

Hayat hızlı yavaş akıp giderken o akışın içinde yer alabilmek, var olabilmek.

Peki tüm bunların içinde hiç düşündünüz mü faydalı olmak aslında kimlere fayda sağlıyor?

Bir işi tam anlamıyla bitirebilmek, zamanından önce teslim edebilmek tabii ki insan zihnini temizliyor. Bir işi bitirmiş olmanın rahatlığı siniyor omuzlarınıza.

Peki ya sonrası?

Birilerine faydalı olmanın insani boyutu tartışılamaz nitelikte bence. Herkes farklı bir şekilde algılar ve tadarken bu durumu bunun var olmadığını söylemek de yanlış olur.

Ama ya birileri sizin faydanızdan kendine pay çıkarıyorsa? Yapılması gereken sizce ne olmalı?

Sizin için biraz daha açalım konuyu.

X işi için siz görevlendirildiniz diyelim. Kendi düsturunuza ve etik anlayışınıza göre oflamadan, şikayet etmeden işi eksiksiz hatta belki bitmesi gereken zamandan önce bitirdiniz.

Ya da bir arkadaşınızın sıkışık olduğu bir anda ona yardım ederek günü kapattınız.

Sonrası?

Tebrik ederim nur topu gibi yeni bir göreviniz oldu.

Artık o x işi size zimmetli bir iş haline geldi çünkü beş saatte yapılacak bir işi iki saatte ve eksiksiz hatta belki de olması gerekenden daha iyi bir şekilde tamamladınız.

O işi başkasının yapması gerekiyorsa bile asla elini sürmeyecek kimse.

Şimdi faydalı olmak, bana mı fayda sağladı yoksa kendi omuzlarıma bir yük daha mı koydum?

Hani hepimiz aynı telkini almıştık ya…

İşte o telkin bazılarımızın içindeki o canavarı uyandırdı. Biz, olduğumuz gibi anlaşılmak istiyoruz.

Anlaşılmak ki en büyük dert.

Nice savaşların, nice kavgaların en temel sebebi anlaşamamak.

Milyonlarca insanların öldüğü savaşlarda bile derine inildiğinde anlaşılmamanın ağırlığı yatıyor. Gerek bir başkasıyla anlaşamamak gerekse insanın kendi zihniyle zıt düşmesi.

Ki ben ikinci seçeneğin de toplumsal baskılar sonucunda oluşabileceğini düşünüyorum.

Sevilme ve kabul edilme arzusu, insan neye inanırsa inansın bir de diğer taraftan ayna tutmaya çalışıyor. Bu empati gibi değil yalnız. Zihin kendi içinde aynı konunun iki farklı koluyla büsbütün bir kavgaya tutuşuyor.

İnsan, belki de sadece kendisi için yaşamalı. Kendisi için tatmalı dünya zevklerini.

Bir şeyler paylaşmak tabii ki çok güzel ama anlaşamamanın getirdiği savaşın bir adım uzağında dururken artık kime kendinizi ne kadar açabilirsiniz?