Kırklareli’nin sınıra yakın olmasından dolayı, her gün onlarca düzensiz göçmen haberi duyuyoruz. Bugün göç kavramına farklı bir açıdan bakalım. Göç, kişilerin yerleşmek amacıyla bir yerden başka bir yere gitmeleri hareketine verilen addır. Bu hareket ülke içinde olursa iç göç, ülkeler arasında olursa dış göç veya uluslararası göç olarak adlandırılır. İç göç kalıcı veya mevsimlik olarak da iki alt kategoriye ayrılabilmektedir.
Göç esas itibarıyla bir mekânsal değişiklik olsa da, insanlar bu fiziki hareketle anlam dünyalarında ciddi bir değişim yaşar; toplumsal, kültürel, siyasi-idari ve ekonomik arkaplanın değişmesinden göçmen topluluklar kadar göç edilen yerdekiler de etkilenir.
Tam da bu yüzden, göç konusu sadece sosyolojinin değil, aynı zamanda coğrafya, siyaset bilimi, antropoloji ve uluslararası ilişkilerin de araştırma konuları arasında yer almaktadır. Batı dillerinde olup Türkçede olmayan önemli bir ayrım bu hareketin yönünü belirten, emigration (bir yere göç) ve immigration (bir yerden göç) ifadesidir.
Ancak günümüzde Batı dillerinde de bu ayrımın yerine, daha çok göçmen (migrant) tanımı tercih edilmekte ve bir yere göç eden kişi (immigrant) ve bir yerden göç eden kişi (emigrant) ifadeleri terk edilmektedir. Bu değişimde kuşkusuz, göçlerin hacim ve çeşitliliğinin artması ve göçmenlerin gelişen iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde köken yerleriyle de bağlarını güçlü tutabilmesi etkili olmuştur.
İçinde bulunduğumuz dönem, küreselleşmenin ve yeni teknolojilerin de etkisiyle her tür hareketliliğin arttığı bir dönem olmuştur. David Harvey’in “zaman-mekân sıkışması” olarak tarif ettiği küreselleşme, kişilerin göç niyetini gerçekleştirmelerini kolaylaştıran bazı gelişmeleri de beraberinde getirmiştir
Örneğin, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler (televizyonun yaygınlaşması, cep telefonları, internet, vs) göç etmemiş kişilerin dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış akraba ve tanıdıklarıyla daha kolay iletişime geçmelerini ve bu araçlarla sağlamlaştırılan ilişkiler sayesinde göç imkânlarının artmasını sağlamıştır. Aynı şekilde ulaşım alanındaki gelişmeler (seyahat araçlarındaki çeşitlenme, ulaşım ücretlerinde düşme, vs.) göç planlarının gerçekleştirilmesini mümkün kılmıştır. Kısacası, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi dünyayı küçültmüş, insanları birbirine yakınlaştırmış ve göçü kolaylaştırmıştır.
Uluslararası göç söz konusu olduğu zaman, ülkelerin politikaları da göçü etkileyen önemli bir faktör olmaktadır. Bazı ülkeler nüfus azlığını telafi etmek ve iş gücü açığını kapama güdüsüyle göçmen kabul ederler. Tıpkı 2. Dünya savaşı sonrasında hızlı bir kalkınma sürecine giren ve bunun için gerekli yeterli iş gücüne sahip olmayan Batı Avrupa ülkelerinin göçmen işçi davet etme politikaları gibi. Nüfus fazlası olan gelişmekte olan ülkeler ise, dış göçü işsizlik ve döviz sorununu hafifletmek için bir yöntem olarak değerlendirirler. Bunun tersi örneklerde de, devletler nüfus veya diğer dengeleri düşünerek göçmen kabulüne karşı çıkabilirler; tıpkı bugün batı Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi.
Küreselleşmeyle beraber dünya ölçeğinde göç hareketlerinde üç önemli gelişme oldu: Göçler hızlandı, yoğunlaştı ve çeşitlendi. Bu da göç kategorilerinin çoğalmasına ve göçmen tiplerinin çeşitlenmesine yol açtı.
Bir nüfus sayımı sırasında mevcut göçmen sayısının belirlenmesi «göçmen» tanımının nasıl yapıldığı sorusunu gündeme getirir. Her ülkede göçmen tanımı değiştiği için sayım verilerini karşılaştırmak çoğu zaman güvenilir sonuçlar vermez. Göçmen sayısı, göç hareketleri hakkında bilgi vermez; yani yıllık göçmen girişi ve çıkışı bilgisi bu göstergeden öğrenilemez. Net göç, her ülkenin aldığı ve verdiği göç arasındaki farkı gösterir.
Bugün dünyada 200 milyon civarı göçmen olduğu tahmin ediliyor. Bu toplam nüfusun %2,7’sine denk geliyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, dünya nüfusunun toplamına orantıladığımızda çok olmasa da çok önemli sosyolojik sonuçları olan bir olguyla karşı karşıyayız.
Üstelik göç yeni bir olay da değil. İnsanlığın başlangıcından beri, inişli çıkışlı, büyük küçük çeşitli göç hareketleri devam ediyor. İnsanlığın modern dönemindeki göç hareketlerinin tarihine baktığımızda ilk olarak köleliği görüyoruz. 1470-1870 arasında Afrika’dan Amerika’ya 9 ila 11 milyon arası kişi köle olarak götürüldü. Amerika kıtasındaki ülkelerin en başta da Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) kuruluşundan bugüne önemli etkileri olan bir nüfusun kıtaya yerleşmesinin ilk adımıydı bu.