Daha önce insan zihninin bir sünger gibi her şeyi emdiğini söylemiştik.
Hatta kentlerdeki ilgi çekici işaretlerin bile zihnimizde bir yer ettiğini biliyoruz artık.
Beynimiz çok çalışmaya o kadar programlı ki gördüğümüz tabelaları, sokakta asılmış ilanları otomatik olarak okumaya başlıyoruz.
Peki bizi bu hale getiren şey ne?
Eğitim sistemi mi? Sınav dayatması mı? Aile baskısı mı?
Bunlardan herhangi biri olabilir tabii ki.
Eğitim sistemi bizim zamanlarımızda daha ezberciydi sanırım. Öğrencilik bizim için her şeyi okumak ve ezberlemekten ibaretti.
İyi bir hafızanız varsa iyi bir öğrenciydiniz aslında.
Eğitimciler daha iyi bilir tabii ki ama şimdi biraz bunun değiştiğini düşünüyorum.
Köklü bir değişiklik değil fakat en azından ezberci eğitime karşı olan öğretmenlerimizin bu yolda az çok adım attığını biliyorum.
Benim çevremdeki eğitimciler böyle en azından.
Hem arkadaşlarımla hem de yakın çevremdeki eğitimcilerle sık sık bu konuyu konuşuyoruz.
Eğitim, her daim ülkenin geleceğini yönlendiren en önemli olgulardan birisi.
Düşünsenize, koskocaman bir ülkenin gelecek on, yirmi ve belki de yüz yılını siz yetiştiriyorsunuz.
O geleceğe şekil verecek, o hamuru yoğuracak güç tamamen eğitimcilerin elinde.
İşte tam da bu sebeple eğitimcilerin işi çok zor.
İnsanoğlu bana göre şekillenmemiş bir hamur.
O hamura şekil vermek, işlemek de eğitimcilerin işi.
Eğitimcilik işte tam da bu yüzden kutsal olarak görülüyor.
Bugün şikayet ettiğimiz gençliği de kendi ellerimizle biz yönlendirmedik mi?
Ve hatta şikayetçi olduğumuz gençlere benzemiyor muyuz yavaş yavaş?
Nasıl düzelebiliriz? Neleri değiştirebiliriz?
İşte bu iki soruyu düşünürken zihnimizin ne kadar bulanık olduğunu fark ettim.
Sisli bir havada görüş mesafenizin düşmesi gibi, bulanık bir zihin de bazı şeyleri etkiliyor.
Davranışınızı, düşüncenizi, hareketlerini ve hatta duygularınızı bile yönlendirebiliyor bulanık bir zihin.
Peki zihnimizi nasıl temizleyeceğiz? Nasıl duru ve berrak hale getireceğiz?
Normal şartlarda bunun çözümü düşünmemek.
Düşünmemek derken geleceğe dair hiçbir planda bulunmamak, öngörü sahibi olmamak değil kastım.
Elimizde olmayan şeyler için düşünmemek.
Kendimize odaklanmalıyız. Yapabileceklerimize, gücümüze ve barındırdığımız kararlılığa güvenmeliyiz.
Belki de sabahın erken saatlerinde, bir fincan kahve eşliğinde sessizliği dinlemeli, sadece o gün yapacaklarımızı gözden geçirmeliyiz.
Yarın başımıza ne geleceğini bilmediğimiz halde, bundan on gün sonrası için bile plan yapıyor olmak çok saçma değil mi?
En kötü plan bile plansızlıktan iyidir derler ama yarın o planı uygulayabileceğimin bir garantisinin olmadığı bu dünyada seneler sonrasının planını yaparak sadece ona uygun yaşamak ne kadar doğru olabilir ki?